21.07.2020, 10:24

HAK ve LİYAKAT SOHBETLERİ

(Bu metin muhayyel konuşmalardan ibarettir)  

       - Merhaba değerli dostum,

       - Merhaba üstadım

       - Nasıl gidiyor hayat?

       - Teşekkür ederim, her şey çok iyi sizler nasılsınız, neler yapıyorsunuz?

      - Biz de aynı işte, hayatta ne yapılır ki, her şey istediğimiz gibi olmuyor, ama mücadele etmeye devam ediyor, kendi işimiz/mesleğimizle ilgili gücümüzün yettiği oranda güzel ve doğru şeyler yapmaya çalışıyoruz.

       - Üstadım, bu aralar sizi aramızda göremez olduk, muhabbetlerimize neden katılmıyorsunuz?

       -Bilirsin ben konuşma hususunda çok mahir değilim, üstelik olup biten yanlışlıklara anlık tepkilerim olur, yani kişilerin iddiaları ile yaşantıları arasındaki çelişkileri görünce duramıyor, bir şekilde tepki gösteriyor; neticede bir şey değişmediğini görünce de oradan uzaklaşıyorum.

       - İyi de her insan hata yapar, güzel/dürüst insanlar bu hataları gündeme getirip uyaracak elbette…

     - Haklısın, ama herkes her işi yapamaz, ben biraz hassasım… Aranızda sizin hatalarınızı görüp uyaran kişiler elbette vardır. Her halde bu uyarılara kulak tıkamıyorsunuzdur…

       - Elbette, ister istemez hatalar olur. Sürekli de hataları gündeme getirmek bizim davaya hizmetimize sekte vurur. Bazı şeyler kaçınılmaz olarak yapılabiliyor…

       - Ne gibi?  Doğru/yanlış, iyi/kötü, fayda/zarar gibi şeylerde ölçüler belli değil mi? Hak, hukuk gibi şeylerde kaçınılmaz olan ne ola ki? Bir yerde bir haksızlık yapılıyorsa orada birilerine zulüm yapılıyor! anlamı çıkmaz mı?

       - Şey, elbette tabi ki hak hukuk bizim esas şiarımız… Kimsenin hak ve hukukuna halel gelmesine müsaade eder miyiz? Bizim davamız hak/hukuk davası, siz çok iyi bilirsiniz…

       - Öyle mi? Ne güzel… Geçen hafta kuruma müdür olmuşsun doğru mu?

       - Evet. Müdür oldum, çok şükür büyüklerimiz lütfetmişler…

       - Anlamadım, ne lütfu bu… Müdür olma şartlarını taşımadan mı atadılar seni, lütuf ne demek, sen kamu işi yapmıyor musun? Yani hak etmeden mi o makama geldin yoksa…

       - Şey yanlış söyledim galiba… Elbette müdürlüğü hak ettim.

       - Hak ederek geldiysen ne mutlu… O zaman canın sıkılmaz ise bazı sorular soracağım… İster misin?

       - Ne demek elbette üstadım…

       - Yani müdür olmadan önce birçok "falanı" arayıp, size yardımcı olmasını istemediniz mi?

       - Evet, aradım, ama başka türlü müdür olunmaz ki, mecbur kaldık... Yani onu da yapmasak bizi kim müdür yapacak ki?

       - Her fırsatta bir inanca sahip olduğunu, bir dava yürüttüğünü sürekli söyledin… Hakikaten bir inanca sahip misiniz?

       - Elbette üstadım... Ne demek o, öyle soru mu olur? Üzüyorsun beni…

       - Üzüleceksen soru sormayayım, hani olup biten hususunda yapılan bir yanlış yoksa neden soru sormamdan rahatsız oluyorsun?

       - Af edersin, elbette sorunuzu sorunuz…

       - Hani şey diyorum, velev ki, oturduğunuz makamı sizden daha iyi temsil edebilecek birisinin önüne politik gücünüzü kullanarak geçmişseniz, o kişinin hakkını gasp etmiş olmuyor musunuz, yani bu kul hakkı değil mi?

       - Neden olsun? O kişiler dün bizim gibi düşünenlerin önüne hep engel koydular, siz de biliyorsunuz

       - Ha... Şunu mu diyorsunuz? "aslında bizde dünkülerle aynıyız/aynı düşüncedeyiz, sadece rengimiz ve kimliklerimiz farklı..."

       - Ne demek o...bizleri o "..erle" bir mi tutuyorsunuz? Biz evelallah imanlı kişileriz.....

       - O zaman sizin inancınız taraf tutmayı, yakınını kollamayı, ya da sizin gibi düşünmeyeni yok saymayı mı emrediyor?

       - Kesinlikle, şimdi biz salt hak hukuka riayet edersek davamız için daha iyi hizmeti verebilecek güce ulaşamayız. Bir süre daha kendimiz gibi düşünenleri kollamamız gerek. O maneviyatsızlara fırsat mı verelim?

       - Ülkenin yönetim şekliyle ilgili bir sıkıntın var mı? Yani vatandaşlık temelli modern hukukla yönetilen demokratik bir yapı…

       - Elbette üstadım…

       - Böyle bir yapıda her insan aynı şeyleri düşünmez, düşünemez. Herkes hukuk/yasalar önünde eşittir. Yani kamusal alanda bizlerin arasındaki ilişkileri yasalar belirler… Böyle olunca günlük yaşantı ve kamusal alanda, senin gibi düşünmeyenin seninle aynı, yani eşit haklara sahip olduğunu düşünmez isen kamu hizmetini/görevini nasıl hakkaniyetle yapacaksın? Kısaca sosyolojik anlamda homojen feodal ya da cemaatsal yapılarda iş yapmıyorsun ki? Senin bu makamda oturmanı sağlayan güç yasalardır. Bunun bilincindesindir umarım.

       - Elbette üstadım…da…soruların ağırlaşmaya başladı….

       - Üstelik inançtan bahsediyorsun… İnançlar, bireyseldir… Ve her inancın tevili kişi sayısınca artış gösterir. İnançların davranışa dönük pratiği anlamında kamusal karşılığını neye göre belirleyeceksin? Burada soyut alandaki göreli ilkelerle çok kültürlü, heterojen yapılardaki birlikteliği sağlayamazsın ki… Yani herkesi kuşatan birliktelik, ancak müşterek oluşturulan evrensel yasalarla olması gerekmez mi?

       - Ya üstadım, seni anlamakta zorlanıyorum. Sen dün bu davaya bizden daha iyi sahip çıkıyordun. Değişmişsin… Üzülerek söyleyeyim ama sen yoldan çıkmışsın.

       - Baştan demiştim, soru sormamı sen istedin. Sana tavsiyem, olup biteni yeniden değerlendirmen. İnsan kendini bir yere kadar kandırır. Düşünmezsen kandığını bile anlayamazsın. Kandığını anlayamaz isen inandığını iddia ettiğin hesap gününü temelli kaybedersin. Oku… Gençliğinde sana telkin edilenlerle yeniden yüzleş… Örneğin bağlı/bağımlı ahlak olmaz. Eğer sahip olduğun inanç, hakkı hukuku, ahlakı senin gibi düşünenlere göstermeyi emredip, “ötekilere” (-bunlar zaten hidayete ermeyen) emretmiyorsa o inancı sorgula. Ya inançta bir sıkıntı var, ya da inancın aslından uzaklaştırılmış. Bunları sorgulamaz isen, senin gibi düşünmeyenlere her türlü kötülüğü kendinde hak görürüsün. Fetva veren de çoktur zaten. Bu sıkıntılı bir zihin… Bak yakın zamanda gündeme gelen lanet fetö musibeti bize bir şeyler öğretmeliydi.  Devletin/yasaların dışında referans ararsan fetönün yaptığından farklı bir iş yapmış olmazsın. Bu bilince ulaşmak gerek ve bu çok emek ister.

       - Üstadım bizi nereye getirdin? Ne lüzumu vardı bu denli derinleşmenin? Şunun şurası ne güzel yaşayıp gidiyoruz. Kafamı allak bullak ettin. Bu saatten sonra değişilir mi?

       - Ölümlü dünyada hakikati yakalamak hem zor, hem kolay… Hakikat bize çocukluğumuzdan beri aracı kurumlar eliyle sorgulamadan öğretildi. Kendi inşa etmediğin hakikat, kendi bünyende emanet durur. Bunun farkında olmalısın. En azından şu kısacık dünyada en yalın, bilinen hataları yapmaz, kimsenin hakkını hukukunu çiğnemeden, kimsenin ahını almadan, onurlu bir şekilde yaşayarak veda edersin. Bu sanırım işin en kolay tarafı olmalı…

       - Yok üstadım…. En zoru…

       -Zoru başarmadan hangi cennete sahip olmayı düşünüyorsun?

       - ….?!

Zafer Özer

Yorumlar (15)
Maarif Müfettişi Mustafa Uğural Hatay 4 hafta önce
Tebrikler Üstadım
Harun Turanoğlu 4 hafta önce
Bir sorunu soktates'in üslubu ile soğutma ve soru sorarak ortaya çıkarma metodunu kullanarak diyalog şeklinde harika yazı olmuş.
Karakuş 4 hafta önce
Zafer Bey; bu aralar sanki yaşanmış/yaşanıyor gibi gerçekle hiç bir ilişkisi olmayan masallar yazmaya başladın!.. Hizmeti şiar edinmiş müstesna kişiliklerin liyakatleriyle orantılı devlet kademelerinde ki yükselişlerinin arkasında niye bir bit yeniği ararsın?!.. Şimdi eşşek kadar müdürün yükselişinde hiç hak/hukuk gasp edilmesi şüphesi düşünülebilir mi?!... senin aklına gelse bile, o arkası/çevresi güçlü arkadaşımızın, liyakati dışında bir yola başvurarak hak yediğini ima etmek, bunu da yüzüne söylemek sana yakışır mı?!.. Hem senin başka işin yok mu!... Bir insan; makamdan sağladığı çıkar/menfaat uğruna, imanını/inancını/değerlerini çiğneyecek kadar hiç alçalabilir mi?!.. Yükseldiğinde, alçalanların insan yüzüne bakacak gözleri/duyacak kulakları/konuşacak dilleri mutasyona uğramış olabilir. Liyakat/yetenek/bilgi dışındaki sahte/ahlaksız/köle zihniyetli insani olmayan normlarla makamlara yükseltilenlerin; kovit-19 virüsünün başka bir türevi olan ve doğrudan insan şeref/haysiyet/imanına saldırıp felç eden ‘maymun-3’ virüsünün pozitif taşıyıcıları/hastaları oldukları inancındayım. İnsanın doğrudan şeref/haysiyet ve imanına saldıran ‘maymun-3’ virüsünden korunmanın tek çaresi oradan/onlardan uzaklaşmak, bulundukları ortamlara girmemek. Allah muhafaza ne ilacı/ne aşısı insanlık tarihi boyunca henüz bulunmadı, bulunacağa da benzemiyor.Kendini koru, uzak dur. Selamlar
Adil 4 hafta önce
Eline, diline, yüreğine sağlık. Vaziyet uç aşağı beş yukarı bu minval üzere gerçekleşiyor. Sonunda da haramzade, dönek, fetöcü, hain v.s. damgası yemek kaçınılmaz son.
Karakuş 4 hafta önce
Yaşadığımız süreçte paralel İhanet çetesi musibeti, arkasından insanlığına musallat olan kovit-19 musibeti bence ‘3-maymun’ virüsü yanında çok masum duruyor. Şöyle ki; ‘3-maymun’ virüsü girdiği bünyeye fiziksel bir değişiklik yaratmıyor, ancak, şeref/haysiyet/vicdan/inanç sistemine saldırarak, felç ediyor. Yani şerefsiz/haysiyetsiz/vicdansız/günahkar insan suretinde hayvana dönüştürüyor ve maalesef ne aşısı, ne ilacı var. ‘3-maymun’ virüsü taşıyanlara özel bir test uygulanmıyor, ancak kariyerindeki aklı zorlayan yükselişi, statü/makam atlayışındaki çıkar/menfaat önceliği; iman/ihlas söylemlerindeki takiyyeci tavır gibi bulgularla teşhis konulan bir virüs. En belirgin belirtisi insan suratını gön haline getirip, gözlerin görme, kulakların duyma, dillerin konuşma yetisinin kaybolmasına sebep olan bir virüs, onun için adı ‘3-maymun’ özetle şeref/haysiyet/imanı felç ederek, şerefsiz, haysiyetsiz, imansız bir sığır sürüsü haline getiren bu alçak yeni mutasyona uğramış virüs milli/yerli ne kadar değer varsa hepsini uyuşturup/yok ediyor. Hak/hukuk/adaleti bağıra, bağıra gasp ediyor ve sonra hiç bir şey olmamış, her şey normalmiş gibi ağzındaki çiğneye çiğneye çürüttüğünü insan hakları sakızını yere tükürüp çiğniyor. Yetmiyor; karşıya geçip pişmiş kelle gibi sırıtıyor. Bu durumda olan kim varsa, konumu/kariyerine bakmadan kesin 3-maynun’ teşhisi konulup; ondan uzaklaşılmalı. Bu musibetin ne aşısı, ne ilacı, ne de duası var. Eline sağlık Zafer Üstadım, yine zamanın en doğru, en çarpıcı yaşanan gerçeğini yazmışsın. Ben de bu alçaklığın/şerefsizliğin sebebi olan virüsün adını müsaadenle 3-maymun’ olarak koyuyorum. Bulaşıcı değil, insanlar iradelerini ipotek ettirerek, şereflerini/imanlarını/haysiyetlerini iradeli bir tavırla teslim ederek/mankurtlaşarak sahip oluyorlar. Yani gönüllü/iradeli bir kabullenme söz konusu. Çok şükür ne irademiz ipotekli/ ne İmanımız tartışmalı, ne ölü, ne de köleyiz. Selam, saygı, muhabbetle.
Sezai Albayrak 4 hafta önce
Diline yüreğine sağlık. Kalemine güç versin Rabbim. İçinde devlete, millete, insanlığa hizmet aşkı dolu iyi yetişmiş insanlar yerine sadece bizden diye makamlara getirilenler ancak kendine referans olanlara hizmet ederler. Gerçi beklenen buysa diyecek bir şey kalmıyor.
Hassoni 4 hafta önce
Vah enayi vahhhh.....
Derler bi de...
Adsız 4 hafta önce
Sokrat tekniği ile yazılmış güzel bir yazı, bu tür teknik birçok yazın alanını da geliştirir. Metinde geçen “-lere” nin yanına “-lara” da yazılırsa daha fazla alternatif olur ve yazarın ötekileştirmesinin önüne geçilmiş olur.
Bütün Yorumları Görmek İçin Tıklayın
16°
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Erken bir seçim olmasını ister misiniz?
Namaz Vakti 15 Ağustos 2020
İmsak 04:06
Güneş 05:48
Öğle 13:06
İkindi 16:59
Akşam 20:14
Yatsı 21:49