Yazı başlığı çarpıcı olmasının yanında, bir o kadar da insanı tedirgin eden çağrışımlar yapmakta. İlk etapta, "-ne alakası var döneklikle demokrasinin?" demek suretiyle,  negatif tepkilere yol açmış olmalı. Döneklik bizim geleneğimizde pek de hazzedilmeyen bir kavram. Her konuda olduğu gibi, sözcüğe yüklenilen farklı anlamlar içinde, her daim olumsuzluğu çağrıştıran anlam öbekleri tercih edilmekte. Oysa sözcükler üzerinde düşünürken, günlük (piyasada kullanılan) ve sıradan anlamlar yerine daha derin ve birazda yeni düşüncelere ışık tutan, bir açıdan yeni düşüncelerin üretimine katkı sağlaması da hedeflenmelidir.

      Gelelim döneklik meselesine. Genel çağrışım ve kullanım olarak döneklik, dönek olma durumu; dönek ise, bir sıfat olarak inanç ve düşüncesini değiştiren, sözüne güvenilmeyen, kaypak (kimse) olarak tanımlanır. Sözcük, terim olark farklı bilim dallarında örneğin kimyada, asitli ortamda baz, bazlı ortamda asit özelliği gösteren kimyasal bileşikler (aminoasitler) olarak da kullanılmaktadır. Kimyasal terimi kişiliğe uyarlarsak (tevil edersek); kendine ait bir değer yargısı bulunmayan, her daim çıkarının peşinde olan, işini yürütmek için bulunduğu ortamın rengine bürünen düşük profilli kişiler için kullanılan bir terimdir. Görüldüğü üzere, dönek sözcüğü pek hayrı çağrıştırmıyor. Lakin sözcüğü biraz daha çözümlersek belki farklı anlamlar yakalama fırsatı bulabiliriz.

       Her şeyden önce insan yaşama, genetik kodlarında saklı mizaç özellikleri dışında özellikle “bilgi” noktasında nötr olarak dünyaya adım atar. Her aşamada kendi yetileri ve ona sunulan bilgiler ışığında kendi varoluşu ve yaşamın tüm unsurlarına dair bilgi ve yargılarını "ömür" denilen kısıtlı zaman içinde, aşama aşama oluşturur. İnsanın biyolojik yapısı da aşama aşama ve her aşamada farklı bir forma girerek gelişim seyrine devam eder.

       İnsanın düşüncel serüveni de aşama aşama gelişen/değişen ve her aşamada farklı anlayış, kavrayış ve yargılara ulaşan bir seyir takip etmektedir. Doğduğumuz andan itibaren içinde bulunduğumuz ailenin, kültürel dokunun ve formal/informal eğitim süreçlerinde yoğrularak kimlik ve kişilik kazanırız. Başlangıçta bilgiye ulaşma olanağının kısıtlı, yanlı ve sorgulama becerimizin belli bir eşiğe ulaşmaması nedeniyle, bize sunulan/dayatılan yaşam tarzlarını hakikat olarak kabul etmek zorunda kalmaktayız. Zaman içinde, bize sunulan şeylerin aslında doğru şeyler olmadığını, birçoğunun muhayyile ve şartlandırmadan ibaret olduğunu anlamaya başladığımız andan itibaren işler değişmeye başlamakta. Bize öğretilen bilgilerin, dayatılan hakikatlerin, yaşam tarzı olarak sunulan ideoloji/ontolojilerin ne olduğunu/ne olmadığını anlamaya başladığımız anda tercih/kabullerimiz doğal olarak değişim göstermeye başlamaktadır. Yani döneklik, özelikle düşünen/taşınan ve sürekli bir arayış içinde olanlar için kaçınılmaz bir sıfat olarak yakalarına yapışacaktır. Binlerce yıl öncesinden Heraklitos, yaşamın her aşamada bir değişim olduğunu belirmek için, “bir ırmakta iki kez yıkanılmaz” diyerek insanın sürekli değişip/dönüştüğünü, dünkü “ben” in, şimdiki “ben” olamayacağını izah etmeye çalışmıştır.

       Yani insan sürekli değişim dönüşüm üzerine (Kemalata yönelen) olan bir canlıdır. Değişim olmuyorsa, orada düşünce, yani insan yoktur aslında.

       Gelelim demokrasiye; demokrasi insanlık tarihinin ürettiği ve halende gelişimini devam ettiren en ideal yönetim şekli (yenisini üretene kadar)  olarak değerlendirilebilir. Ona ideal nitelemesinin yapılması aslında demokrasinin oldukça zor bir yönetim şekli olduğuna bir atıftır. Zor olanın eyleme dönüşmesi de elbette güç olacaktır. Zor olduğu için (fazlaca kafa yorulmasına rağmen) demokrasinin kadir kıymeti pek anlaşılamıyor. Zor olanın özgül ağırlığı fazladır ve taşınması o nispetle zordur. İnsan doğası genellikle zordan kaçma eğilimindedir. Alışıla gelmiş ve kendine sorumluluk yüklemeyen usulleri tercih eder insan. Oysa yaşamı daha anlamlı kılmak ve kendini daha değerli hale getirmek için zoru yani sorumluluğu tercih etmeli insan. Bunun olması da bir tekâmül sürecidir. Birden olmuyor. (İnsan olarak) istisna hale gelebilmek için, bilincin yüzlerce yılı aşan tekamül sürecini sağlıklı bir şekilde yürütmesi gerek. Bunun için sorup, sorgulama, okuma, anlama, kavrama yani idrak etme ve kendi aklıyla olayları değerlendirme becerisine sahip olunması gerek. Oysa bize öğretilen neydi; demokrasi “halkın kendi kendisini yönetmesidir” Peki bu nasıl olacak? Daha doğrusu bu tanımın içi nasıl doldurulacak? 

       Evlenme yaşına geldiği halde, kiminle evleneceğine büyüklerin karar verdiği, kendi iradesinin yetkin olmadığı kabulüyle, neyin iyi neyin kötü olduğuna kutsadığı yüksek iradeler sayesinde karar vererek, yaşamsal(ontolojik/ideolojik/politik) tercihlerini kendi öz bilinciyle değil de, ona dayatılan, sosyolojik ve aile mirasıyla devredilen kabulleri (hiç değiştirme ya da sorgulama zahmetinde bulunmadan) benimsendiği yapılarda demokrasi sadece görüntüden ibaret kalacaktır. Belli dönemlerde sandığa giderek ve genellikle miras alınan, şartlandırılan politik tercihlere yönelerek ve işin içine değer alanlarını da (irrasyonel) katarak demokrasi ne yazık ki gelişim göstermez, dolayısıyla insan bilinci ve tercihinin hesaba katılmadığı dönemlerdeki uygulamalar isim değiştirerek devam eder.

       Prof. Dr. Ahmet Arslan Hoca, birkaç söyleşisinde çarpıcı bir deyim kullanmıştı.  “demokrasi dönekler rejimidir” Bu söz dizini yine ilk bakışta, sevimsiz bir algı oluşturmakta. Meseleyi biraz daha deşelediğimizde, hiçbir tekâmül sürecine tabi olmayan, değişip, dönüşmeyen insan,  zaten düşünmeyen canlıdan öte bir özellik taşıyamaz. İnsan her aşamada düşünüp, taşınarak, eski ezberlerini sorup sorgulayarak tekemmül eder. Ve her süreçte yeni kabulleri benimser. Her eşikte farklı bir noktaya ulaşır. Bundan dolayıdır ki, kişinin politik tercihleri de zamanla değişim gösterecektir. Bu hal, yadırganması gereken değil, bilakis daha da desteklenmesi gereken bir gerçeklik olarak değerlendirilmesi gerekir. İlerleme, statik ve stabil kalmakla olmaz. Lakin, yukarıda da belirttiğimiz gibi, kişiye ağır sorumluluklar yüklemektedir. Kişi bunun için öncelikle kendi aklıyla karar verme seviyesine, ardından sorup sorgulama ve gerekirse ezberlerini bozma noktasına ulaşması; bunun için de “birey” olmanın şartlarını taşıması gerekir. Buna cesaret gösteremeyen toplumlar, feodal dönemlerdeki tutum ve davranışlarına devam etmesinin yanında, sanki bu “hali” kendi tercihleriymiş gibi görerek, ve tercihlerine kutsiyette atfetmek suretiyle de kendilerine etkili bir savunma mekanizması bulurlar.

       Bundan dolayı demokrasinin gelişebilmesi ve dolayısıyla daha sağlıklı, şeffaf ve hesap verebilen bir sistemin köklü olarak yerleşebilmesi için, idrak gücü yüksek/bilinçli “döneklere” ihtiyaç var. Özetle şöyle bir örnekle(önerme ile) meselemizi özetleyelim. Bir birine karşıt olan iki siyasi partinin taraftarları; ne zamanki kendi iradeleriyle(ölçülebilir kriterler üzerinden)  ve hiçbir ontolojik, vicdani kaygı duymadan rahatlıkla her seçim döneminde karşı oldukları siyasi partiye oy verebiliyorlarsa orada demokrasi filizi yeşermeye başlamış ve hatta fidan olma noktasına gelmiştir. Böyle bir tavır halen geliştirilemediyse, o yerde demokrasi hiçbir zaman yeşermemiştir. Selam ile….

Zafer Özer-Eğitim Müfettişi