banner1905
20 Mayıs 2018 Pazar 10:08
Allah iman edenlerin dostudur .

Hakiki ve yegane dost, dostluğun yaratıcısı olan Allah'dır. O'nun güzel isimlerinden biri de el-Velî'dir. "Ol" emrinden "öl" emrine kadar yanımızda olduğunu hissettirir. Nitekim Bakara suresinde şöyle buyurulur: "Allah iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır". Bir diğer ayetin meali ise şu şekildedir:
"Allah, insanlar bütün ümitlerini yitirdikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini sergileyendir. İnsanların dostu ve koruyucusu yalnız O'dur.
Hamd ona mahsustur". Dostluk, ilâhî bir nimettir. Kalplerin birbirine yaklaşması ve insanların kardeş gibi birbirleriyle dost olması Allah'ın lutfu sayesindedir.
Bu hususu Rabbimiz şöyle ifade ediyor: "Allah'ın size verdiği nimetleri hatırlayın. Siz birbirinize düşmanken kalplerinizi nasıl uzlaştırdı da O'nun lütfuyla kardeş oldunuz" (Al-i İmran 3/103).
Allah rızası gözetilen dostluk iyilikleri çoğaltıp, günahlardan sakındırmalı, imtihan vadilerinden geçerken dostlar birbirinin elinden tutmalı, takvaya doğru yardımlaşmalıdır. Dostluk her an takvaya çağrı, nasihat ve uyarı olmalı; birine musibet isabet ettiğinde derhal diğerini de yanında bulmalıdır. Kara günler diye tabir edilen, zorluk, sıkıntı, darlık ve ızdırap günleri, dostlukların sınanma zamanlarıdır.
Efendimiz'in Medine'ye gelir gelmez kardeş yaptığı Muhacirler ve Ensâr-ı Kirâm sevgide, saygıda, şefkatte, yardımlaşmada birbirlerinin gören gözü, işiten kulağı, düşünen aklı, tutan eli, yürüyen ayağı hâline geldiler. Allah Resulü Kur'an'ın zaten kardeş yaptığı Ensar ve Muhaciri birbiriyle eşleştirerek tekrar "kardeş" yaptı. İkinci kardeşliğin anlamı, "dostluk"tu; birbirinin "her şeyi" olmaktı.
" İman edip hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp yardım edenler birbirlerinin gerçek dostlarıdır." (el-Enfâl 8/72).

KÖTÜ ARKADAŞ KÖRÜKÇÜDÜR
Allah Resulü ''Birbirimizi sevmedikçe tam anlamıyla iman etmiş sayılmayacağımızı" ifade ediyor.
Kur'an da buna işaret ederek gerçek dostluğun ilkelerini şöyle belirtiyor:
"Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliğe teşvik eder, kötülükten sakındırırlar, Namazlarını dosdoğru kılar, zekâtlarını verir, Allah'a ve Resulü'ne itaat ederler. İşte onları Allah rahmetine eriştirecektir. Muhakkak ki Allah Azîz'dir, Hakîm'dir." Peygamberimiz iyi bir dostla kötü bir arkadaşın durumunu bakınız ne güzel örneklendiriyor: "İyi arkadaş, misk satıcısına benzer. Sana misk sürmese bile kokusunu hissedersin.
Kötü arkadaş da körükçü gibidir.
Körüğün isi sana bulaşmasa bile dumanı isabet eder." Dost olmak; bir anlamda bütün zaaf ve kusurlarıyla insanla birlikte olmak demektir. Kalıcı dostluklar için kıdem, kariyer, makam, ünvan, statü gibi engelleri aşmak gerekir.

GERÇEK DOST SIR TUTAR
Şeytanın dostluğu insanı yalnız bırakır. Çünkü şeytan dost edindiği kimselere yalanı, inkarı, nefreti ve kötülüğü hoş gösterir. Bu kişilerin dünyada yaşadıkları huzursuz, samimiyetsiz, güvensiz ortam ahirette çok daha fazlasıyla karşılarına çıkacak ve Kur'an'ın ifadesiyle "Vah bana keşke falancayı dost edinmemiş olsaydım" diyeceklerdir (el-Furkan 25/28).
Her değerli şey gibi dostluk da çok ciddi emeklerle kazanılır, özen ve dikkatle korunur. Gerçek dost, sır tutan, iyi günlerimize davetimizle, kötü günlerimize davetsiz gelen kişidir. Dost, günah teşhircisi değildir.
Tam tersine, dostunun günahından dolayı üzülen, kusurlarını örten, hatalarını ve noksanlarını kırmadan, incitmeden, asla rencide etmeden yansıtandır. Dostluğun olmazsa olmaz şartı "paylaşım"dır. İnancı, ibadeti, duayı, sevgiyi, zamanı, mekânı, derdi, sevinci, malı kısacası meşru olan her şeyi paylaşmanın adıdır dostluk. Dost, dostun gözü kulağı, eli ayağı, ruhu ve yüreği gibidir. Gözler gibi iki bakar bir görürler. Dost dostunun, çilesine, mutluluğuna, hastalığına, sağlığına, gözyaşına, tebessümüne, sırlarına ve açıkladıklarına şahit ve ortaktır.
Bunun için de sıkı bir bağlılık, güçlü bir iletişim, mükemmel bir sadakat ve vefa gerekir.
Dost, dostunun aynasıdır. Her şeyini gösterdiği gibi, hatalarını, eksiklerini, noksanlarını da gösterir. Ancak olumsuzlukları, kırmadan, incitmeden, asla rencide etmeden yansıtır. Çünkü dostun amacı, eksiği sergileyip utandırmak, küçümsemek, hakaret etmek değildir. Maksadı düzeltmek, eksiği tamamlamaktır. Zira dost, dostunu mükemmel görmek ister ve onun olumsuz hallerinden rahatsız olur.
Kendisi gibi bildiği insanın, bir hata ile, bir eksikle, bir günahla yaralanmasına dayanamaz. Çünkü dostun muhabbeti, gerçek bir muhabbettir. Dost bir yürek taşımak, insanın kendisini çoğaltması demektir.
Yüreğini dostlaştıramayan, sıradan ve sürüden bir insandır. Dostlukla dolu bir yürek, sahibini zenginleştirir, bereketlendirir...
Sözün özü yüreğini dostlaştıramayan, sıradan bir insandır. Dostlukla dolu bir yürek, sahibini zenginleştirir ve bereketlendirir.



BR HADİS
"Müslüman Müslüman'ın kardeşidir.
Ona zulmetmez. Onu düşman eline vermez.
Her kim Müslüman kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Her kim de bir müslümanın bir sıkıntısını giderirse Allah da onun kıyamet sıkıntılarından bir sıkıntısını giderir. Her kim dünyada, bir Müslüman'ın (ayıbını) örterse Allah da kıyamet günü onun (ayıbını) örter (Müslim, Birr, 58).

BİR AYET
"Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. (el-İsrâ 17/36).

​PEYGAMBERİMİZ'DEN BİR DUA:
"Allah'ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istiyorum" (Müslim, Dua, 72).

Ölünün ardından yapılan yedinci, kırkıncı ve elli ikinci gecesi gibi uygulamaların dinî dayanağı var mıdır?
Ölen bir Müslüman için yedinci, kırkıncı ve elli ikinci gün merasimi veya duası gibi zaman ve şekle bağlanmış bir görev yoktur.
Bunların hiçbir dinî dayanağı da bulunmamaktadır. Bu itibarla söz konusu günlerde ölüye yönelik merasimler düzenlenmesi bid'attır.
Ancak, sevabı ölen kimsenin ruhuna bağışlanmak üzere her zaman hayırhasenât yapılabileceği gibi çeşitli vesilelerle dua da edilebilir.

Ölen kişinin arkasından ağlamanın ve yas tutmanın hükmü nedir?
Ölen kişinin arkasından ağlamak, Allah'ın lütfettiği merhamet duygusunun bir tezahürüdür. Hz.
Peygamber de oğlu İbrahim ölünce ağlamış, yine ölmek üzere olan bir torunu kendisine haber verilince, gözlerinden yaşlar gelmiştir. Ancak ölüm olayından sonra arkada kalanların bağırıp çağırarak, üstlerini başlarını yırtarak ağlamaları caiz değildir. Hz.
Peygamber, "Musibete uğradığında yakasını-paçasını yırtan, yüz ve yanaklarına vuran, cahiliye işlerine çağıran kimseler bizden değildir." (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 29); "Elleri ile yüzüne vuran, yüzünü tırmalayan, yakasını-paçasını yırtan, kendisinin helak olması ve belaya uğraması için dua eden kadını/kişiyi Allah rahmetinden uzak etsin." (İbn Mâce, Cenâiz, 52) buyurmuştur.

PROF.DR.ALİ KÖSE.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.