Çocuklar arasında giderek yaygınlaşan reels, shorts ve benzeri kısa video içeriklerinin, yalnızca bir eğlence aracı olmaktan çıkıp gelişim sürecini etkileyen bir risk alanına dönüştüğü belirtildi. Uzmanlar, sürekli kaydırma alışkanlığının çocukların dikkat ve odaklanma becerileri üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğine dikkat çekti.
Medipol Sağlık Grubu’ndan Klinik Psikolog Pelin Ankay Kudu, hızlı ve sürekli değişen içeriklerin çocuk beynini anlık uyarılarla beslediğini, bunun da uzun süreli dikkat becerilerini zayıflatabildiğini ifade etti. Çocukların dijital dünyada yetişkinlere göre daha savunmasız olduğunun altı çizildi.
Uzmanlar dikkat süresi ve bağımlılık riskine işaret etti
Kısa video içeriklerinin, çocuklarda dikkat süresinin kısalması ve dopamin temelli bağımlılık riskinin artması gibi sonuçlara yol açabileceği belirtildi. Sürekli yeni içerikle karşılaşmanın, çocukların zihinsel olarak hızlı tüketime alışmasına neden olduğu kaydedildi.
Uzman görüşüne göre, çocukların “bir tane daha izleme” eğilimi, ekran karşısında geçirilen sürenin kontrol edilmesini zorlaştırıyor. Bu durumun özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde davranışsal bağımlılık riskini büyütebildiği ifade edildi.
13 yaş sınırı tek başına yeterli görülmüyor
Birçok sosyal medya platformunda 13 yaş sınırı bulunsa da, çocukların ebeveyn hesapları üzerinden ya da yaşlarını büyük göstererek bu uygulamalara erişebildiği belirtildi. Bu nedenle yalnızca platform kurallarının değil, aile denetiminin de belirleyici olduğu vurgulandı.
Pelin Ankay Kudu, çocuk ve gençlerin riskleri değerlendirme ve sonuçları öngörme becerisinin yetişkinler kadar gelişmediğini belirterek, çocuklardan sosyal medya kullanımında tek başına güçlü irade göstermelerinin beklenmemesi gerektiğini ifade etti. Bu nedenle ebeveyn desteğinin zorunlu olduğu kaydedildi.
Dijital okuryazarlık ve rol model olma çağrısı
Uzmanlar, ebeveynlerin dijital okuryazarlık konusunda kendilerini geliştirmesinin önemine dikkat çekti. Ailelerin yalnızca sınır koyan değil, aynı zamanda dijital dünyayı tanıyan ve çocuklarına bu konuda rehberlik eden bir yaklaşım benimsemesi gerektiği belirtildi.
Sosyal medyanın tek başına zararlı bir alan olarak görülmemesi gerektiği, doğru yönlendirme ile içerik üretimi ve yaratıcılığı da destekleyebileceği ifade edildi. Ancak bunun için çocukların hangi içerikleri tükettiğinin yakından takip edilmesi gerektiği vurgulandı.
Yasak yerine iş birliği temelli iletişim öneriliyor
Uzman değerlendirmelerinde, çocuklarla kurulan iletişim dilinin de en az denetim kadar önemli olduğu belirtildi. Tepkisel ve yargılayıcı ifadeler yerine, çocuğun izlediği içeriklerle ilgili konuşmayı teşvik eden bir yaklaşımın daha sağlıklı sonuç verdiği kaydedildi.
Ailelerin, sosyal medya uygulamalarındaki kısıtlı mod ve ebeveyn kontrolü özelliklerinden yararlanmasının önemli olduğu aktarıldı. Bunun yanında çocukla birlikte planlama yapılmasının, katı yasaklardan daha sürdürülebilir bir yöntem olduğu ifade edildi.
Ekrana yönelme duygusal gelişimi de etkileyebiliyor
Çocukların öfkelendiğinde, sıkıldığında ya da zorlandığında doğrudan ekrana yönelmesinin, duygusal zeka gelişimi üzerinde de olumsuz etkiler oluşturabileceği belirtildi. Uzmanlar, dijital araçların duygusal düzenleme aracı haline gelmesinin uzun vadede farklı sorunlara yol açabileceğini ifade etti.
Sağlıklı iletişim, içerik takibi ve doğru yönlendirme ile çocukların dijital dünyada daha bilinçli bireyler olarak yetişebileceği vurgulandı. Uzmanlara göre, kısa video içeriklerinin etkisini azaltmada en önemli unsur, ailelerin sürece aktif biçimde dahil olması.




