İran Savaşı ile birlikte jeopolitik risklerin tırmandığı ve tansiyonun bir türlü düşmediği mevcut konjonktürde, altın fiyatlarının tarihi zirvelere koşması beklenirken tam tersi bir fiyatlama hakim oldu. 2026 yılının mottomsunun "para kazanma değil, parayı koruma yılı" haline geldiği bu süreçte, değerli maden yüzde 20'ye yakın değer kaybederek adeta ezber bozdu. Savaş öncesi dönemde 5.598 dolar seviyelerinde gezinen ons altın, sert satış baskısıyla karşılaşarak 4.000 doların altına geriledi ve resmen ayı piyasasına girdi.
Peki, jeopolitik kriz zirve yapmışken altın neden güvenli liman rolünü kaybetti? Bu sıradışı tablonun arkasında birkaç majör ekonomik etken bulunuyor:
1. Hürmüz Boğazı ve Küresel Enflasyon Sarmalı
Savaşın başlamasıyla birlikte kritik geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı'nın kapatılması, petrol fiyatlarının çok kısa bir süre içinde neredeyse iki katına çıkmasına yol açtı. Petrol fiyatlarındaki bu şok yükseliş, küresel ölçekte enflasyonist baskıları yeniden tırmandırdı.
2. Merkez Bankalarının Sıkı Duruşu ve Faiz Beklentileri
Enflasyonun yeniden hortlamasıyla birlikte başta ABD Merkez Bankası (Fed), Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve İngiltere Merkez Bankası (BoE) olmak üzere majör merkez bankalarının para politikalarında daha uzun süre sıkı kalacağı ve hatta yeni faiz artışlarına gidebileceği beklentisi güçlendi.
3. Dolar Endeksi ve Tahvil Faizlerinin Baskısı
Faiz artırımı beklentilerinin kuvvetlenmesi, küresel ölçekte dolar endeksini ve tahvil faizlerini yukarı taşıdı. Faiz getirmeyen bir enstrüman olan altın, yükselen tahvil getirileri ve güçlenen dolar karşısında cazibesini yitirerek ciddi şekilde baskı altında kaldı.
Barış Söylentileri de Çare Olmadı: Savaş sürecinde hızla gerileyen altın fiyatları, ABD ve İran arasında barış müzakerelerinin başlayabileceğine yönelik haber akışlarından da destek bulamadı. Yatırımcılar düşen fiyatlara rağmen altına yönelmezken, 6 yıl sonra ilk kez negatif gelen ABD enflasyon verisi bile altını düşüş trendinden çıkarmaya yetmedi.





