Suça sürüklenen çocukların ailelerine yönelik yaptırım uygulanması tartışmaları sürerken, hukukçu Oğuz Demir değerlendirmelerde bulundu. Demir, mevcut hukuk düzeninde çocuğun işlediği suç nedeniyle aileye doğrudan ceza verilmesinin mümkün olmadığını kaydetti.
Demir, bu noktada Türk Ceza Kanunu’nun 233. maddesine işaret etti. Söz konusu maddede, aile hukukundan doğan bakım, eğitim ve destek yükümlülüklerinin ihlali suç olarak düzenleniyor.
Tartışmanın merkezinde TCK 233 bulunuyor
Demir, açıklamasında, “Türk Ceza Kanunu 233’te aile yükümlülüğünden doğan yükümlülüklerin ihlali diye bir suçumuz var. Ancak bu suç şikayete tabi. Mağdurun şikayetçi olması gerekiyor. Aileye karşı doğrudan bir cezalandırma yoluna gidemiyoruz” ifadelerine yer verdi.
Bu değerlendirmeye göre, aile hakkında yaptırım uygulanabilmesi için çocuğun suça karışmış olması tek başına yeterli sayılmıyor. Hukuki sürecin işletilebilmesi için ayrıca maddede tanımlanan yükümlülük ihlalinin oluşması ve mevcut sistemde şikayet şartının yerine gelmesi gerekiyor.
Yaptırımın gerekçesi çocuğun suçu değil, yükümlülük ihlali
Hukukçu Oğuz Demir, aileye yönelik yaptırım tartışmasının, “çocuk suç işlediği için aile de cezalandırılsın” yaklaşımıyla değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizdi. Demir’e göre burada esas alınan husus, anne ve babanın ya da bakım yükümlülüğü bulunan kişilerin çocuğa karşı yerine getirmesi gereken sorumluluklar oluyor.
Demir, “Biz burada, çocuk suç işledi diye aileye ceza vermiyoruz. Bu durum, çocuğun işlediği fiille doğrudan bağlantılı değil. Aile, gözetim, bakım ve eğitim yükümlülüklerini ihlal ettiği için bir hukuki yaptırım öngörülüyor” değerlendirmesinde bulundu.
Şahsilik ilkesi tartışmanın odak noktalarından biri oldu
Kamuoyundaki itirazların önemli bir bölümü, ceza hukukunun temel prensiplerinden biri olan suçta ve cezada şahsilik ilkesi üzerinden yürütülüyor. Ancak Demir, aileye uygulanabilecek olası yaptırımın bu ilkeye aykırı olmayacağını savundu.
Demir, aileye yöneltilecek sorumluluğun çocuğun işlediği fiilin otomatik sonucu olarak değerlendirilemeyeceğini belirtti. Bu nedenle yaptırımın, doğrudan çocuğun suçundan değil, bağımsız bir yükümlülük ihlalinden kaynaklanacağı görüşünü dile getirdi.
Avrupa örnekleri de tartışmada gündeme geldi
Demir, benzer uygulamalara Avrupa’da da rastlandığını söyledi. Bu nedenle, aile yükümlülüklerinin ihlali üzerinden yapılacak yeni bir düzenlemeye kategorik olarak karşı çıkılmaması gerektiğini ifade etti.
Bu yaklaşım, çocukların suça sürüklenmesinde aile içi denetim, bakım ve eğitim süreçlerinin hukuki açıdan daha görünür hale getirilmesi gerektiği görüşünü yeniden gündeme taşıdı.
Mevzuatta genişletme seçeneği masada
Demir, mevcut düzenlemenin kapsamının genişletilebileceğini de belirtti. Buna göre TCK 233’ün, çocukların suça karıştığı durumlarda daha farklı sonuçlar doğuracak şekilde yeniden ele alınabileceği ifade edildi.
Hukuki seçenekler arasında, suçun şikayete tabi olmaktan çıkarılması ve resen soruşturulan bir yapıya dönüştürülmesi bulunuyor. Ayrıca çocuğun suç işlemesi halinde bunun, ilgili madde bakımından nitelikli hal olarak düzenlenebileceği görüşü paylaşıldı.
Tartışma hukuki sorumluluğun sınırlarına yoğunlaşıyor
Suça karışan çocukların ailelerine yönelik yaptırım başlığı, yalnızca ceza politikası tartışması olarak değil, aynı zamanda aile hukukundan doğan yükümlülüklerin sınırları açısından da ele alınıyor. Hukukçular, tartışmanın merkezinde çocuğun suçu değil, ailenin gözetim, bakım ve eğitim sorumluluğunu yerine getirip getirmediği sorusunun bulunduğunu belirtiyor.





