Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü İpek Coşkun Armağan, lise eğitiminin hem istihdam hem de yükseköğretim açısından belirleyici bir süreç olduğunu vurguladı. Anadolu Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’de lise eğitiminin dört yıl sürdüğünü, ancak bunun dünya standartlarına göre oldukça uzun bir süre olduğunu belirtti. Mevcut sistemin esneklikten uzak, katı bir program yapısına sahip olduğunu ifade eden Coşkun, öğrencilerin kendilerini geliştirebilecekleri sosyal sorumluluk projeleri ve girişimcilik alanlarının yeterince sunulmadığını dile getirdi.
Öğrenciler Pasif Dinleyici Konumunda Kalıyor
Coşkun, lise çağındaki gençlerin yalnızca bilgi tüketen değil, üretici bireyler haline gelmesi gerektiğini savundu. Ancak şu anki eğitim modelinde öğrencilerin pasif dinleyici konumunda bırakıldığını söyledi. Meslek liselerinde bazı üretkenlik çalışmalarının yürütüldüğünü ancak akademik liselerde de benzer bir yaklaşıma ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Coşkun, "Haftada kırk saat ders gören bir öğrenciden yenilikçi fikirler geliştirmesini veya hayatla ilgili sorumluluk almasını beklemek gerçekçi değil. Eğitim sisteminde sadeleşmeye gitmeliyiz" ifadelerini kullandı.
Ders Saatleri ve Türleri Azaltılmalı
Öğrencilerin okula olan ilgisinin azaldığını ve devamsızlık oranlarının yüksek olduğunu vurgulayan Coşkun, bunun temel nedenlerinden birinin ders saatlerinin fazlalığı olduğunu söyledi. Ders çeşitliliğinin de öğrencilere esneklik tanımadığını belirten Coşkun, "Lisede bir öğrenci hem beden eğitimi hem de görsel sanatlar dersini almak zorunda. Ancak bazı öğrenciler sporla ilgilenmek istemeyip sanat veya yapay zeka gibi alanlara yönelmek isteyebilir. Eğitim sisteminin buna olanak tanıyacak bir yapıya kavuşması gerekiyor" dedi. Bu noktada büyük bir zihniyet değişimine ihtiyaç duyulduğunu, esnek ve sade bir lise modeline geçilmesi gerektiğini vurguladı.
Gençlerin İstihdama Yönlendirilmesi Şart
Coşkun, lise çağında beceri kazanan gençler için uygun istihdam modellerinin oluşturulmasının önemine de değindi. Genç girişimciliğin desteklenmesi gerektiğini belirten Coşkun, "Yetkinlikleri tespit edilen gençlerin İŞKUR ve Ticaret Bakanlığı gibi kurumlar aracılığıyla doğru sektörlerde istihdam edilmesi sağlanmalı. Bu süreçte Milli Eğitim Bakanlığı ve ilgili diğer kurumlara büyük sorumluluk düşüyor" şeklinde konuştu.
Lise Eğitimi Üniversiteye Hazırlık Süreci Olarak Görülmemeli
Enstitü Sosyal Uzman Araştırmacısı Prof. Dr. Oktay Cem Adıgüzel ise lise eğitiminin yalnızca üniversiteye hazırlık süreci olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. Türkiye’de lise eğitiminin temel amacının üniversite sınavına hazırlık olarak şekillendiğini belirten Adıgüzel, "Bilgiye dayalı bir eğitim anlayışına sahibiz. Oysa yurt dışına baktığımızda, özellikle Kanada ve Avrupa ülkelerinde, daha çok beceri ve sosyal sorumluluk odaklı bir eğitim modeli görüyoruz. Öğrenciler seçmeli dersler ve öğrenci kulüpleri aracılığıyla kendilerini geliştirme fırsatı bulabiliyor" dedi.
Test Odaklı Eğitim Modeli Değişmeli
Avrupa’daki eğitim sistemlerinin sadece bilişsel gelişimi değil, üstbilişsel becerileri de destekleyen bir yapıya sahip olduğunu aktaran Adıgüzel, Türkiye’de ise eğitim programlarının daha çok sınav başarısına odaklandığını belirtti. "Sınav merkezli bir sistemin içinde öğrenciler ve aileleri büyük bir baskı altında kalıyor. Bunun sonucunda da okul aidiyeti oldukça düşük seviyede. Daha esnek, toplumsal hizmet ve bireysel gelişimi önceleyen bir eğitim anlayışına geçilmesi gerekiyor" diye konuştu.
Kanada’da yaptığı araştırmalara değinen Adıgüzel, öğrencilerin ilgi alanlarını keşfetmelerine fırsat veren bir eğitim modelinin önemini vurguladı. Avrupa’da süreç odaklı eğitim anlayışının yaygın olduğunu, ancak Türkiye’de hala sonuç ve test odaklı bir sistemin hakim olduğunu belirtti. Bu durumun değişmesi gerektiğini ifade eden Adıgüzel, eğitim modelinin çocukların bireysel yeteneklerine göre şekillenmesi gerektiğini söyledi.