Geçtiğimiz günlerde bir sivil toplum örgütünde - artık oda, vakıf, dernek, sendika her ne derseniz deyin, çok da önemli değil - aday olacağını söyleyen bir arkadaşım Adıyaman’dan aradı. 'Üstat, bizim seçim sürecini sen nasıl görüyorsun merak ediyorum.' diyerek içinde bulunduğu süreci değerlendirmemi istedi.
Ona dedim ki: 'Mevcut başkan, bagajı yeterince dolduğu için paraf edildi. Dolayısıyla başkan için Game Over, Joseph Fouche yine aksiyon aldı. Allah yardımcınız olsun.'


Arkadaşım, 'Peki Joseph Fouché kim?' diye sordu.


Anlatmak uzun sürer, yazayım oku dedim. İşte Joseph Fouché’nin hikâyesi… Bakalım tanıyabilecek misiniz?

İhanetin Estetiği ve Pragmatizmin Dehası: Joseph Fouche’nin Karanlık Portresi

Tarih ve edebiyat, genellikle sahne ışıklarının altında parlayan "kahramanlar" üzerine methiyeler dizse de Stefan Zweig’ın biyografik başyapıtında ve Honore de Balzac’ın İnsanlık Komedyası’nda karşımıza çıkan Joseph Fouche, bu yerleşik geleneği ve anlatıyı kökünden sarsan, tersyüz eden bir figürdür. (Burada edebi bir şerh düşmek gerekir: İnsanlık Komedyası ifadesi tek bir eseri değil; Balzac’ın tam 96 romandan oluşan devasa külliyatıyla gözler önüne serdiği toplumsal ve insani manzarayı tanımlar.)
Fouche; tarihin ön saflarında parlayan bir yıldız ya da zamanın kadranındaki sıradan bir yelkovan değildir. O, saati yürüten ancak dışarıdan bakıldığında asla görülmeyen, görünmez "saatin içindeki saat makinesi"dir. Karşımızdaki profil, sadece bir politikacı değil, "kişiliksizlik direnci" üzerine kurulu etik dışı bir sanatçıdır.

Kişiliksizlik Direnci ve Sessizliğin Okulu


Fouche’nin hayatta kalma felsefesinin temeli, herhangi bir fikre, inanca, ideolojiye ya da kişiye asla tamamen bağlanmamaktır. Zweig’ın "kişiliksizlik direnci" olarak kavramsallaştırdığı bu karakteristik özellik, onun her türlü devrim, rejim değişikliği ve siyasi fırtınadan sağ çıkmasını sağlayan asıl zırhıdır.
Fouche bu sıra dışı ustalığı, hayatının on yılını geçirdiği Oratoryan manastır koridorlarında kazanmıştır. Yüz kaslarına tamamen hükmetmeyi, ruhları bir kitap gibi okumayı ve sessizce doğru anı beklemeyi o "susku duvarları" ardında öğrenmiştir.


Onun için politika, bir inanç veya adanmışlık meselesi değil; matematiksel bir zekâ kumarıdır. Bedensel olarak iskelet gibi kuru, ölü gözlü ve solgun bir adam olmasına rağmen, zihni olaylar arasındaki bağlantıları kurma hızında tam bir dehadır. Balzac’ın onu bir "deha" olarak tanımlamasının nedeni de tam olarak budur: O, olayların içine gizlenip görünmeden yönetme yeteneğine sahip, ileriyi görmekte hiç yanılmayan keskin bir zekâdır.

Lyon Celladı'ndan "Karanlık Rejisör"lüğe: Tarlayı Süren Adam


Fouche’nin mutlak pragmatizmi, 16 Ocak 1793 günü Kral XVI. Louis’in idam oylamasında zirve noktasına ulaşır. Oylamadan sadece bir gün önce dostlarına kralın bağışlanması yönünde oy vereceğine dair güvence veren Fouche, oylama günü rüzgârın ve çoğunluğun radikallerden yana estiğini fark edince buz gibi bir soğukkanlılıkla "Ölüm!" diyerek saf değiştirir. Bu hamle, onun tarihteki ilk büyük "ters hareketi" ve ihaneti dâhilik seviyesine çıkaran ilk radikal adımıdır.


Giyotin aristokrasiyi biçerken Fouche, Lyon’da gerçekleştirdiği toplu katliamlar sırasında "Lyon Celladı" olarak nam salar; ancak bu dehşet ortamında bile iki yönlü oynamayı sürdürür. Bir yanda binlerce kişiyi mermilerle kurşuna dizdirirken, diğer yanda Paris’teki siyasi hava değiştiğinde kendini savunabilmek için "insancıl mektuplar" ve infaz durdurma emirleri biriktirir. Bu çift taraflı dehası, onu Jakoben lider Robespierre ile karşı karşıya getirdiğinde hayatını kurtaracak olan o meşhur "karanlık rejisör" rolüne hazırlar. 9 Thermidor darbesinde asla kürsüye çıkmaz, sahne önünde görünmez; ancak karanlık koridorlarda her milletvekilinin kulağına "Sıradaki sensin! Sen de listedesin!" fısıltısını yayarak korku zehrini enjekte eder ve Robespierre’in sonunu karanlıkta bizzat hazırlar.

Melih Gökçek'ten mal varlığı açıklaması: "Baba mirası" dedi
Melih Gökçek'ten mal varlığı açıklaması: "Baba mirası" dedi
İçeriği Görüntüle

Yoksulluk, Casusluk ve Paranın Keşfi


Robespierre’in düşüşünün ardından Fouche, hayatının derin bir kırılma noktası olan mutlak bir yoksulluk dönemine girer. Beşinci kattaki sefil bir tavan arasında çocuklarına süt alacak para bulamazken, paranın dünyayı yöneten yeni ve yükselen güç olduğunu keşfeder. Paul Barras için yapmaya başladığı gizli hafiyelik, onun gelecekteki muazzam casus ağının ve modern istihbarat sisteminin çekirdeğini oluşturur. Artık o eski radikal, kilise mallarını yağmalayan komünist gitmiş; yerine bankerlerle iş birliği yapan, rüşvet ve istihbarat gücüyle servet biriktiren modern bir Makyavelist gelmiştir.


1799'da Güvenlik Bakanı olduğunda, modern polisin ve istihbarat ağlarının babası olarak Fransız İhtilali'nin anahtarını resmen cebine koyan adam haline gelir.

Napolyon’un Gölgesindeki Görünmez Kudret


Napolyon Bonapart, Fouche’yi "yaşamı boyunca tanıdığı en kusursuz aşağılık dönek" olarak tanımlasa da onun bilgi üzerindeki mutlak kontrolüne ve casus ağlarına muhtaçtır. Fouche, İmparator’un yatak odasındaki en mahrem sırlardan (Napolyon’un eşi Josephine’i rüşvetle satın alarak) en gizli dış politika taslaklarına kadar her şeyi saniye saniye bilir.


Balzac’a göre Fouche, Napolyon’u etkisi altında bırakabilmiş tek bakandır. Çünkü Napolyon görkem, şan ve şöhret peşinde koşarken; Fouche sadece saf "iktidar bilinci" ile yetinir. O, gerçek iktidarın tahtta oturmak değil, o tahtın altındaki zemini kayganlaştırmak ya da sağlamlaştırmak olduğunu çok iyi bilir.

Siyasi Deha ve Kişisel Trajedinin Büyük Çelişkisi


Bu buz gibi, duygusuz ve amoral adamın en insani, aynı zamanda en trajik yanı özel hayatındaki aşırı diğerkâmlığı ve ailesiyle olan ilişkisidir. Dış dünyada binlerce kişinin ölüm fermanını gözünü kırpmadan imzalayan bu soğuk profil, evinin kapısından içeri girdiği anda şefkatli bir eş ve adanmış bir aile babasıdır.
En büyük siyasi hayatta kalma mücadelesini verdiği o gerilimli günlerde kızı Nievre’in ölümü, onu insani duygularından tamamen arındırarak "umutsuzluktan gelen bir pervasızlık" ile daha tehlikeli ve keskin bir siyasi manivelaya dönüştürür. Hayatının sonunda, Trieste’de sürgünde ölümü beklerken tüm özel arşivini oğluyla birlikte yakması, çocuklarına geçmişin kanlı gölgelerinden arınmış, temiz bir gelecek bırakma çabasının son ve trajik bir göstergesidir.

İdeallerin Değil, Olasılıkların Efendisi


Joseph Fouche’nin yaşam öyküsü, ahlak ile çıplak iktidar arasındaki o ebedi ve ezeli çatışmanın tarihteki en uç örneğidir. O, feodalitenin ve eski dünyanın sadakat değerlerini kökünden yıkarak modern politikanın "menfaat, bilgi ve istihbarat" eksenli pragmatik yapısını kurmuştur. Her devrin adamı olmayı başarmış, ihaneti bir dâhilik mertebesine yükseltmiş ve adeta "ihanet edecek kimseyi bulamayınca kendi kendine ihanet edecek" bir sınırsızlığa ulaşmıştır.


Tarih onu bir "hain" ve "ahlaksız" olarak lanetlese de Balzac’ın deyişiyle o, karanlık, derin ve olağanüstü bir yaratık olarak kalacaktır. Fouche’nin bıraktığı miras, her türlü fırtınada ayakta kalmanın yolunun, rüzgârın o an nereden estiğini bilmek değil, bir sonraki hamlede nereye eseceğini önceden tahmin etmek olduğunu gösterir. O, dogmaların ve ideallerin değil; çıplak gerçeklerin, verilerin, olasılıkların, seçim tüzüklerinin mutlak efendisidir.


Yıllardır emeğinin, alın terinin üzerinde bağdaş kuran Joseph Fouche’yi tanıyabildin mi değerli dostum. Zihninde bir silüet belirdi mi?

Celal DEMİRCİ