banner1868

Kimileri dini tanımlarken, bireylerin dolayısı ile toplumların yaşadıkları her türlü hayat diye tarif eder. Bu, ilkel dinler söz konusu olduğunda daha bariz bir şekilde ortaya çıkan ve gerçeklik payı da hayli fazla olan bir tanımlamadır. Ama az önce de belirttiğimiz gibi ilkel ve/veya bozulmuş (tahrif) ilâhî dinler söz konusu olduğunda geçerlidir bu görüş. Oysa İslâm söz konusu olduğunda, bu tanım, çöpe atılması gereken bir varsayım (faraziye) olmaktan öteye geçemez. Çünkü Müslümanların kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim, ilâhî olma özelliğini ilk günkü gibi hem de yenilenerek korumaktadır. Bir tek harfi bile değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Yine adına açılan vadeli hayat hesabıyla bu dünyada ortalama 70-80 yıl kadar kalan insanoğlu; sonsuz hayata kavuşabilmek için, adına açılan bu vadeli hesabın kapanmasını bekleyecektir. Yani bu ölümlü (fâni) dünyadan göçüp gidecektir. Mutlu sona kavuşması ise -ancak- yaşanılan değil; inanılan bir dinle mümkün olabilecektir.

Malûm İslâmcılık ve İslâmcılar… Militarist İslâm, Radikal İslâm vb. Cemaleddin Afganî, Reşid Rıza, Muhammed Abduh, Seyyit Kutup, Mevdudî… İslâmcılık, Osmanlı’nın gerileme dönemlerinde ortaya atılmış, o dönemlerin resmi ideolojisi olmuş bir akım. Genel kanaate göre, ülkemizde, devlet adamlarından Sait Halim Paşa, kalem erbabından Mehmet Âkif Ersoy… diye giden çok sayıda insan bu akıma dâhil edilmektedir. Ama biz, aynı zamanda Teşkilat-ı Mahsusa üyesi de olan Mehmet Âkif’e, İslâmcı demenin biraz havada kalan bir tez (iddia) olduğu görüşündeyiz. Pîrimiz İslâmcı (dinci) değil; dindardır bize kalırsa. (Bu konudaki görüşlerimizi, “Mehmet Âkif ve İstiklâl Marşı” adlı makalemizde ele almıştık.) Aslına bakarsanız siyasal anlamda olmasa bile doğal anlamda her Türk’ün az veya çok İslâmî bir duyarlılık taşıdığını da kabul etmeliyiz. Söz gelimi Türk Solunun, Filistin’e olan ilgisini bu duyarlılığa örnek olarak verebiliriz. Hatta öncesinde, Osmanlıcıların ve sonrasında Türkçülerin bile -siyasal anlamda- az biraz İslâmcı olduğunu söylemek mümkündür. Osmanlı Dönemi İslâmcılarından günümüze İstanbul Boğazına inci gibi dizilmiş bir dizi yalı kalmıştır. Gerçi günümüzde de dizi dizi holdingler dizilmektedir bu zevat (kişiler) tarafından. Değişen sadece kılık-kıyafettir anlayacağınız. Türkçülere gelince Ömer Seyfettin öyküleri, Mehmet Emin Yurdakul şiirleri, Peyami Safa romanları, Mehmet Ziya Gökalp makaleleri ve sol/sosyalist görüşten Attila İlhan’ın da hakkaniyetle belirttiği gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti kalmıştır geriye. Bu akımın son büyük temsilcisi Hüseyin Nihâl Atsız’dır.

Günümüzde, devlet, İslâmcıların tekelinde.. Radikaliyle, militaristiyle, cemaatleri ve tarikatlarıyla devlet uzuvlarına çöreklenmiş durumdalar. Amerika Birleşik Devletlerinin “Yeşil Kuşak” öğretisi (doktrin) meyvelerini vermiştir anlayacağınız. Batı’nın çıkarlarına karşı çıkan veya çıkabilecek unsurlar yani Türkçü/milliyetçi cephe (block/blok) ve sol/sosyalist cephe bertaraf edilmiştir. Liberal/merkez sağ ve İslâmcı/fundamentalist kesimlere ise taşı, dikeni ayıklanmış bir yol açılmıştır. Komünizme/Sovyetler Birliğine karşı liberal/batıcılar ve Ortadoğu neftine (petrol) yönelik olarak da İslâmcılar kullanılacaktır. Kimi zaman jandarma, kimi zaman rol-model bir Türkiye… Ama gerçekte mankurt bir Türkiye!. Gerçi sol/sosyalistlerin, Sovyet Rusya karşısında millî bir duruş sergileyemediklerini de kabul etmek durumundayız. Bir Sultan Galiyev, bir Attila İlhan olmak herkesin harcı değildir sonuçta.

İslâm Devleti, İslâm Cumhuriyeti, İslâmî demokrasi gibi lakırdıları (sözleri) duymuşluğunuz vardır mutlaka. Peki ama cumhuriyetin ve/veya devletin İslâmîsi olur mu Allah aşkına? Siz kalkıp, adı cumhuriyet olan bir yönetimin (regime/rejim) başına “İslâm” sözcüğünü ekleyeceksiniz. Sonra da yavuz hırsız misali halkın özgürlüğünü, seçme-seçilme hakkını elinden alacaksınız. Sergilediğiniz bu ortaoyununa da İslâmî demokrasi diyeceksiniz. Bize kalırsa, bu sandalye -affedersiniz- sandık kapmaca oyununa kargalar bile gülecektir. Dahası bu gülünçlük (trajikomik), en başta İslâmiyet için bir zül olacaktır.

Türkiye’de ve diğer İslâm ülkelerinde Batıcılığa, Batı değerlerine karşı (anti) tez olarak ileri sürülen görüşlerde bile zaman zaman gözle görülür bir şekilde Batıcılık etkisi hissedilmektedir. Misal Cemaleddin Afganî vb. İslâmcı aydınlar modernleşmeyi yani İslâmî modernizmi, Batı’yı esas alarak kurgularlar. “Yâ Rabbi, bana eşyanın hakikatini göster.” duası, maddenin sırlarına vâkıf olma çabası dururken; kılık-kıyafet modernciliği daha doğrusu şekilciliği de cabası.. Modern Haçlı ordularının üstümüze saldığı savaş uçaklarını duayla düşürecek, savaş gemilerini duayla batıracak, füzelerini iman dolu göğüslerinde yumuşattıktan sonra karşı kalenin çatalına yani doksanına takacak cemaatçilerimiz, imam-hatiplilerimiz boy boydur ne de olsa!. Peki ama ya sanayileşmenin temelini oluşturan endüstri meslek liseleri?!.

Kuru bilgi bir işe yarasaydı, cami imamlarının hepsi birer ermiş (evliya) olurdu. Öyleyse dinde esas olan ihtisas (uzmanlaşma, bilgilenme) değil; ihlâstır, inanmadır. Tabi mutlak olana inanma, samimi olarak inanmadır söz konusu olan. İmam Gazalî de, son tahlilde bunu idrak edenlerden olmamış mıdır zaten? Peki, ya ülkemizdeki hal ve gidişat ne âlemdedir? 3-5 ev, 3-5 insan bulunan mezralara bile gösterişli camiler dikme; cemaati bile olmayan bu camilere, “torpille” imam tayin ettirme yarışındaki şekil Müslümanları, özden habersiz (bî-haber) bir şekilde kabuğu cilâlayıp durmaktadırlar ne yazık ki. Haliyle israf ve iltimas (torpil, kayırmaca) minare -affedersiniz- diz boyu!..

İslâmcılar ahkâm kesmeyi pek severler. Özellikle de milliyetçilere ve sosyalistlere karşı… Milliyetçiliğin, dinde yeri yoktur; sosyalistler zaten “Din, afyondur.” demiş falan filan. “İslâm’da şu şöyledir.” derseniz, kaynağınız (referance) vahiy olmalıdır. Olmadı, sünnet… Ama siz kalkıp “Ben, ‘bu böyledir’ diyorum.” yahut “Filan, ‘öyledir’ diyor.” derseniz o zaman kaynağınız birey olur ki… Hadi diyelim ki, kendinizi -hâşâ/asla- Tanrı’nın yahut -Yûnus Emre’nin deyişiyle- yalavacının (peygamber) yerine koymuyorsunuz; öyle bile olsa ya onlarla aldatıyorsunuz ya da şirke giriyorsunuz demektir. Misal bir milliyetçilik bahsi… Son yalavaç (peygamber) “Sizin en hayırlınız günaha girmeksizin kendi kavmini (millet) ve kabilesini (aşiret/oymak) savunandır.” derken; hâlâ insanları dinden çıkarma (aforoz) pespayeliği ile meşgul olanların, ortaçağ papazlarından ne farkı var ki? Pespaye de ne derseniz açıklayalım: Alçak, hain, istismarcı, muhannet, namert, şerefsiz!..

İslâm nedir? Selâmdır. Selâm, esenliktir. Müslüman, selâmı alan kişidir. Kimin selâmını? Yüce Tanrı’nın!. Selâmı alan kişi bulunduğu ortama aydınlık, esenlik getirir. Getirmiyorsa, selâmı almamıştır. Ortamı bozar, karıştırır. Fitne-fücur çıkarır. Kimine iftira atar, kimine dinsiz der. Ortam ve ortamı kullanan toplumda karışıklığa sebep olur. Gerçek mümin bilgili, görgülü, edepli, erdemli, ilim-irfanla donanmış olmalıdır ki mümin olabilsin. Bu vasıfları taşımayan bir insan mümin değil olsa olsa anarşist olur. Zira bu vasıflardan mürekkep bir toplumda, bu vasıflara düşman yahut yabancı bir kişi bu vasıfları göz ardı ederse yahut kaldırmaya cüret ederse ne olur? Anarşi olur ister istemez. Böyle bir sonuca yol açanlar da haliyle anarşist olur!. Bugün Ortadoğu’da olup bitenler de bir nevi anarşidir. Radikal İslâmcı denen güruh da anarşist!. Peki ama Batı’da sömürü düzenine karşı durmak, anarşizmle anlam bulurken; bizde tam tersine bu düzenin sürmesi, sömürgeciliğin (imperialism) çıkarlarına zeval gelmemesi için sokağa dökülenlere, birbirlerini öldürenlere ne demeli? “Allah, ıslah etsin.” demeli tabi ki. Zira Allah kerimdir!.

İslâm’ın, -sözde- İslâmcılardan (-özde- dincilerden) ve anarşistlerden kurtulması dileği ile..

Aziz Dolu Atabey
http://azizdolu.blogcu.com/

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
tekin 2017-01-12 19:37:19

Bu durumda Alman, İtalyan, İspanyol ve İsveç Solu'nun Filistin ilgisini de, İslami illiyetle izah edebiliriz.

banner1897