13 Temmuz 2019 Cumartesi 09:06
Dişten Artmaz, İşten Artar

Kültürümüzde yaygın olarak kullanılan atasözlerinden birisi de “İşten artmaz, dişten artar.” atasözüdür. Bu atasözünün anlamı; insan ne kadar çalışıp para kazanırsa kazansın, tutumlu olmadığı ve harcamalarına bir sınır getirmediği sürece bir şey arttıramaz. Para, kazanmakla değil, tutumla artar.

Bu atasözünü yetiştiğim kültürel çevrede çok fazla duyardım. Asgari ücretle kıt kanaat geçinmeye çalışan yüzü kavruk, beli bükük, eli nasırlı, dürüst insanların yaşam tercihleri bu atasözüne uygundu. Beş çocuklu, dar gelirli, çatısı çinko ile kaplı, camları naylonlu, gecekondu türündeki evlerde yaşayan insanların yaşam tercihini bu atasözü belirlerdi. Hesapsız kitapsız iş yapanlara, “Ayağını yorganına göre uzat.” atasözü ile ayar çekilirdi. Öğrencilik yıllarımda atasözleri ile ilgili kompozisyonlardan hep tam puan aldım. Bu kompozisyonları mecaz ve gerçek anlamını göz önünde bulundurarak yazardım. Şimdi ise bu atasözlerinin bazılarının geçerliliğinin düşük düzeyde olduğunu, artık paradigmalarımızda değişiklik yapmamız gerektiğine inanıyorum. Neden mi?

2004 yılında Amerika’da hafta sonları “Ne yersen 15 dolar.” lokantalarına giderdik. Sabah 09.00’dan gece 24.00’e kadar ne yersen ye, ne içersen iç kişi başına 15 dolar verirdik. Bir insanın yeme ve içme sınırı vardır. O sınırın üzerine çıkmanız mümkün değildir. Bu lokanta yıllardan beri açık olduğuna göre zarar etmediği kesin. Yine aynı şekilde “Bir sepet elma 9 dolar. Elmayı yemesi bedava.” bahçeler vardı. Sepete 9 dolar verip, sepeti tepeleme doldurup, yiyebildiğiniz kadar elma yiyebilirsiniz. Toplamda 5 elmadan daha fazla yemek imkânsızdı. İnsanların dişinin bir sınırı vardır. Bu sınırın üzerine çıkmak çoğu insan için mümkün değildir. Bu sebeple insanları kıt kanaat yaşamaya, dengesiz beslenmeye, vitaminlerden mahrum bırakmaya yöneltip para biriktirmelerini sağlamak hem imkânsız hem de doğru bir yaklaşım değildir.

Bireylerin dengeli beslenmesini sağlamak, vitaminlerden ihtiyacı kadar almasına uygun ortam yaratmak, sağlıklı yaşamanın ön koşuludur. Sağlıklı beslenen birey sağlıklı olduğu gibi, beyni de beslenir. Beynini besleyen kişi daha kolay öğrenebilir ve daha etkili işler yapabilir. Tasarruf yapsın diyerek bireyleri, tarhana çorbasına, erişteye, makarnaya ve karbonhidratlı, nişastalı, şekerli yiyeceklere mahkûm etmek, kaderine razı olmaya zorlamaktan başka bir şey değildir. Çocuklara zorla ekmek yedirmek, bir yumurtayı bir somun ekmekle katık yaptırarak beslemek, dengesiz beslemekten başka bir şey değildir. Aynı mantık hayvanlara da uygulanır. Torbanın içerisine 3 kg saman bir avuç içi arpa koyup ineğe yedirmek, daha sonra da karasığırdan süt beklemek, klasik Anadolu kültürünün beslenme sürecine yansımasından başka bir şey değildir.

Atasözleri de benzer şekilde maksadının dışında öğretildiğinde, bireyleri yanlış yönlendirir ve sorunlarına yanlış çözüm yolları bulmalarına neden olur. “İşten artmaz, dişten artar.” atasözünü, “Dişten artmaz, işten artar.” şeklinde değiştirilmesi gerekir. Bireylerin ek yeterlikler, beceriler, ek işler yaparak gelir düzeyini artırmaya yönelmesi, işlerini, iş olanaklarını, ek gelir olanaklarını artırmaları önemlidir. Dar alanda paslaşarak değil, alanı genişletmeye çalışmak, üretmek, yaşam kalitesini artırmak için gerekli bir durumdur. Pastayı büyütmeden pastanın var olan halini paylaşmak daima sıkıntı yaratır. Pastayı büyütüp, birey başına düşen miktarı artırmak doğru bir stratejidir. Az gelişmiş ülkelerin önemli sorunlarından birisi küçük pastayı eşit ve adaletli bir şekilde paylaştırmaya çalışmaktır. “Ayağını yorganına göre uzat.” yerine “Üstüne örttüğün yorganı uzat.” daha doğru bir yaklaşımdır. Yorganını uzatamayan bireyler kısıtlı bir alanda, asgari ücretle yaşamak zorunda kalır. Yorganını uzatan bireyler ise daha geniş bir alanda daha özgür karar verip hayata geçirebilirler. Bu atasözleri bireylerin zihninde sınır çizmektedir. Farklı düşünmelerini, farklı çözüm yollarını bulmalarını engellemektedir.

Bu durum bireyler için olduğu gibi devletler için de benzeri durumları ortaya çıkarır. Yıllar önce tanıştığım bir öğretim üyesi Amerika’da doktora yaptığı dönemde final için 20 sayfaya yakın ödev hazırlar. Öğretim üyesini odasında bulamadığı için, öğretim üyesinin kapısında bulunan sepetin içerisine ödevi bırakır. Öğretim üyesi ödevi inceledikten sonra, ödevi veren Türk öğrenciyi odasına çağırır. Ödevi eline alır ve ödevi A4 kâğıdının önüne ve arkasına neden yazdığını sorar. Türk öğrenci, “Türkiye’den geldiğini, okullarda tasarruf bilincinin kazandırıldığını, tasarruf etmek için ödevi önlü arkalı yazdığını.” söyler. Amerikalı öğretim üyesi, “Bu ödevi al, her sayfayı bir kâğıda yaz ve öyle teslim et.” der. Türk öğrenci nedenini sorar. Amerikalı öğretim üyesi, “Amerika piyasa ekonomisi ile yürütülür. Sen kâğıt tüketeceksin, kâğıt tüketimi artacak, fabrikalar daha çok kâğıt üretecek, daha çok işçi istihdam edecek, tırlar daha çok kâğıt taşıyacak ve ekonomi canlanacak. Eğer tasarruf etmeye kalkışırsan, Amerika’nın diğer sektörlerinin yaşam alanını daraltırsın.” cevabını verir. Kâğıt üretmek için ağaç kesilir ancak, kesilen ağaçtan daha fazla ağaç dikilirse sorun olmaz.

Amerika gibi gelişmiş ülkelerde sürekli tüketimi desteklemek, piyasayı canlı tutmak için gerekli olabilir. Ancak üretemeyen, rekabet edemeyen, yerli üretimi sınırlı olan ülkeler için bu görüşün doğru olmadığı kanaatindeyim. Ancak yerli üretim artmaya başladığında içsel döngü tüketime dayalı olarak yeniden düzenlenebilir. Amerika’da kriz olduğu zaman inşaat sektörüne yönelme olur. Bu durumun nedeni, inşaat sektörü diğer sektörleri hem doğrudan hem de dolaylı olarak etkiler. Böylece krizin yıkıcı etkisi asgari düzeye indirilir. Gelişmekte olan ülkeler inşaata yönelip piyasayı canlandırdıklarında ağrı kesici etkisi yaratır. Kısa bir dönem ağrının etkisi duyulmaz ama apseli alan varlığını korur. Başka bir anlatımla, üç oğlu işsiz olan bir baba 750.000 TL’si ile ev alabilir ya da iş yeri açıp çocuklarına iş alanı yaratabilir. Gelişmekte olan ülkelerin inşaat alanına yatırım yapması; bir babanın 750.000 TL ile üç oğlu işsiz iken ev almasından başka bir şey değildir.

Ülkeler ne kadar gelişmiş olursa olsun tasarruf yapması, savurganlığı önlemesi gerekir. Ancak tasarrufa dayalı ekonomik politikaları belirlemek, vizyonsuzluktan başka bir şey değildir. Ülkeler gereksiz harcamalarından tasarruf yaparken AR-GE harcamalarından da tasarruf yapmaya başlamışsa, hayat damarlarını da kesmeye başlamış demektir. Şöyle ki, AR-GE yapıp bilgi üretip teknolojiye dönüştüremeyen toplumlar, emtilaşmak ya da dışa bağımlı olmaktan başka bir çıkar yol bulamazlar. Bu makûs talihi yenmenin yolu, bilimsel bilgi üretip, teknolojiye dönüşümünü sağlamaktır. Kısacası laboratuvarda AR-GE ile “Isınan cisimler genleşir.” bilgisini üretip, fabrikada termostat yapılmasını sağlamak, termostat üretip ihraç etmektir. Klasik cep telefonlarına alternatif olarak IOS ve Android’i geliştirmek, akıllı cep telefonu piyasasını alt üst etmektir.

Sonuç olarak atasözleri, özlü sözler, kalıp yargıları içerir. Kalıp yargılar olayları nesnel bir biçimde anlamımızı, algılamamızı ve yargılamamızı engeller. “İşten artmaz, dişten artar.” atasözünün her ne kadar tasarruf boyutu olsa da, AR-GE ve üretme ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki daha fazladır. Gelir kaynaklarını farklılaştıramayan, çeşitlilik yaratamayan bir birey, bir devlet kıt kanaat geçinmek zorunda kalır. Tasarruf yapmayı üretim ve AR-GE ile destekleyenler ise daha rasyonel karar verip uygulamış olurlar. Enflasyonun sürekli arttığı ülkelerde sadece tasarruf yapılan mevduatlar, enflasyon karşısında sürekli eriyerek değerini kaybeder. Bu sebeple ekonomik tasarrufların yatırım alanına yönlendirilmesi, yastık altındaki tasarrufların ekonomiye kazandırılması gerekir. Dünya’da tasarruf yaparak kalkınmış ülke yoktur. Tasarruf yaparken üretim yapan, AR-GE’ye yatırım yapıp üreten, ürettiğini ihraç edip döviz girdisi sağlayan ülkeler gelişmekte ve kalkınmaktadır. Bu makalede pastayı büyütmek, ek iş olanakları yaratmak derken, etik dışı alanlara yönelmek kastedilmemektedir.

Eğitim kurumlarında öğrencilere öğrettiğimiz her bilgi, gelecekte olumlu davranışlara sebep olacağı gibi sorunlu davranışlara da sebep olabilir. Atasözleri gibi bazı özlü sözleri öğretirken, öğrencilerin çok faktörlü bakmalarını, olayları farklı açılardan değerlendirmelerini sağlamamız gerekir. “Ayağını yorganına göre uzat.” yerine “Üzerine örttüğün yorganı uzat.” demek, öğrenci açısından farklı öğrenme ve düşünme alanları yaratacaktır. Öğrencilerin eleştirel, yaratıcı, inovatif düşünme ve etkili problem çözme becerilerini geliştirecektir. Hedefler bireylerin düzeyinin altında ise motivasyon kaybı, hedefler bireylerin düzeyinin biraz üzerinde ise motivasyon ortaya çıkmaktadır. Birey yorganını uzatmaya çalışırken kazandığı onlarca beceriyi işe koşacaktır. Öğrencilerin girişimci ve yatırımcı kimlik kazanmalarında etkili rol oynayacaktır. Ayrıca atasözü de olsa özlü söz de olsa, eleştirel bakmalarını sağlamak, öğrencilerin hayatı daha iyi anlamalarına ve algılamalarına katkı sağlayacaktır.

Prof. Dr. Necati CEMALOĞLU

www.kamudanhaber.net

banner1954