Kamudanhaber- Özel Haber

Cengizhan TÜRKYILMAZ

Sendika binasına 'tombala' baskını Sendika binasına 'tombala' baskını

Postcorona dönemi olarak da tanımlayabileceğimiz Yeni Normal olarak adlandırılan dönemde hayatımızda birçok davranış kalıbı geride kalacak. Yeni birtakım davranış kalıpları hayatımızdaki yerini alacaktır.

Başta memur sendikaları olmak üzere sendika, oda, dernek, vakıf gibi mesleki örgütler ve sivil toplum örgütlerinin de bazı alışkanlıklarının değişmesi gerekliliği ortaya çıkıyor. Zamanın ruhu örgütlerden bunu bekliyor.

Basında yer alan, ‘’Oligarşik imtiyaz bitecek: Baro ve odalara yeni düzenleme geliyor.’’ başlıklı haberler; kendine çeki düzen vermeyi beceremeyen kimi örgütlere devletin bir çeki düzen verme hazırlığında olduğunu gösteriyor. Kamuoyunda, Gezi olaylarından hendek olaylarına, 17-25 Aralık’tan 15 Temmuz’a tüm milli meselelerde gösterdikleri tavırlarla toplumun önemli bir kesiminde tartışma konusu olan bu örgütlere bir devlet müdahalesi beklentisi vardı. En son olarak “zina ve eşcinsellik hutbesi” nedeniyle Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın hedef gösterilmesi dönüm noktası oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan: ‘’Barolar ve tabip odaları başta olmak üzere meslek kuruluşlarının seçim usullerinin yeniden belirleneceğini açıkladı. Böylece yıllardır devam eden oligarşik imtiyaz bitecek.’’ şeklinde konuştu.

Üyeliğin zorunlu olduğu birçok meslek odası ve baroların toplumsal olaylardaki tavrı; toplumun önemli bir kesimiyle birlikte üyelerinin de en azından bir kısmının karşı çıktığı bir düzlemde seyrediyor.

Toplumsal olaylarda sol eğilimli oda, baro ve dernekler ideolojik eksenli bir tavırla geleneksel değerler ve devletin resmi tezleri karşısında bir duruş sergilemeyi tercih ettiler. Buna mukabil sağ tandanslı sendika, oda, vakıf ve dernekler de toplumsal değerlere daha saygılı ve devletin yanında bir pozisyon almayı tercih ettiler.

Özelikle kamuda örgütlenen sağ tandanslı muhafazakâr sendikaların üye bazında sayısal çoğunluğu ve kamuda hâkim pozisyonları elinde tutması, içinden geçilen tehlikeli süreçlerde devletin elini rahatlatıp bu süreçlerden başarılıyla çıkılmasını sağladı.

Toplumsal kriz süreçlerinde özellikle MEMURSEN ve KAMUSEN’in kendi aralarında bazı konulardaki görüş ayrılıklarına rağmen terör ve dış politika gibi konularda milletinin ve devletinin yanındaki sağlam duruşlarıyla tertipleri bozması her türlü takdirin üzerindedir.

‘’Yeni Normal’’de, devletin ve milletin; yerli, milli duruş sergileyen sendikaların bu duruşlarına daha çok ihtiyacı olacaktır. Bu nedenle; meydanı, devlet ve milletin değerlerinin karşısında olan örgütlere bırakmamak için sendikaların da toplumsal desteklerini güçlendirici bazı tedbirler almaları beklenmektedir. Bunlardan ilki, ilkelerinden taviz vermeden toplumun daha geniş kesimlerine kucak açmalarıdır. Bu süreç tabana daha yakın olmayı gerektiren bir süreç. Üyeyle doğrudan temasın kurulamadığı, yemeğini yiyenin kalkıp gittiği göstermelik salon toplantıları ya da komediye dönüşen telekonferansla ‘’dünyayı kurtardık’’ şovlarıyla taban teması olmuyor. Kimse sizin telekonferansla ne toplantısı yaptığınızla ilgilenmiyor… Komik olmayın!

Diğeri, toplumsal hassasiyetleri dikkate alarak özellikle mali açıdan daha şeffaf ve hesap verebilir bir duruma gelmeleri ve konformizm tehlikesinden uzak durmalarıdır. Burada mali şeffaflıktan kastedilen ise; sendika denetleme kurulu raporları ya da bağımsız denetçi raporları değil, kamu vicdanını tatmin edecek açılımlar olmalıdır. Yönetim kademeleri, dünya görüşleri itibarı ile tabanlarıyla aynı düzlemde kalsalar bile yaşam standartlarıyla ayrı bir sınıfsal tabakalaşma oluşturarak tabanlarından kopmamalıdırlar.  Astronomik düzeyde yüksek maaşlar, lüks makam odaları, son model lüks araçlar, üye denetimine açık olmayan şube harcamaları gibi konular kamu vicdanını yaralamaktadır.

Ne diyordu Alev Alatlı;

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da hazır bulunduğu 2014 Yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri töreninde kamuoyunda büyük yankı uyandıran konuşmasında:

-Günümüzde, helal olsun olmasın, haklı olma durumu yasalarca belirlenen bir durum haline gelmiştir. Aslolan, hakkın helal edilmesi ve helalleşmek olmalıdır.

- Helalleşmek, mahkemede dava kazanmaktan daha üstün olmalıdır. Çünkü, her yasal hak helal değildir ve olamaz.

- İflas eden kardeşinizin haraç-mezat satılığa çıkarılan evini satın almanız yasal hakkınız olabilir, ama helal değildir.

- İmar ruhsatı olan bir müteahhit, şehrin hakkına tecavüz ederken yasal olarak suçsuzdur, ama yaptığı iş helal değildir.

- Yeni ve çok daha ucuz olan bir enerji türünün pazara girmesini önlemek üzere üretim haklarını satın alan ve sümen altı eden bir petrol şirketi yasal olarak suçsuzdur, ama yaptığı iş helal değildir.

- Raf ömrünü uzatmak için ekmeğin içerisine kanserojen madde koyan fırıncının yaptığı, formülü ambalajın üzerine koyduğu sürece yasal, dolayısıyla suçsuzdur, ama helal değildir.

- Bir kalem darbesiyle atar ve lümpen ergenleri sokağa döken yazar, alevler afakı sardığında suç mahallinde değilse, olayları evinden seyrettiğini ispat edebiliyorsa yasal olarak suçsuzdur, ama yaptığı helal değildir.

- 21. Yüzyılın en yaman toplum projesi, helal olanı yasal olanla örtüştürmek olsa gerektir.

- Kadim değerlerle rabıtası zedelenen özgürlüklerin, şerden yana bükülmelerini önlemek durumundayız.

- Yasaların tanıdığı haklardan, insanlık ve Allah adına feragat etmenin garipsenmediği bir düzen getirmek zorundayız...