Batı kültürünün temeli Eski Yunan’a, Roma hukukuna kadar gider. Dünyayı bir pavyon, kadınları da konsomatris gibi gören Grekler ve kadınları -bacısına, eşine, kızına varıncaya kadar- mal/meta kabul eden hatta köle olarak satılıp, paraya çevrilmesine izin veren bir Latin sapkınlığı… Sözümüz kadınlara değer veren, onları el üstünde tutan ve bu yüzden tarihin ilk kitlesel soykırımına maruz kalan Etrüsklerden dışarı!. Soydaşız ne de olsa…

Doğu toplumlarının kadına bakışı bir başka facia.. Araplar kız çocuklarını diri diri toprağa gömerken; Persler (Farslar) “sırtından sopa, karnından sıpa” eksik edilmeyecek bir mahlûk yani yaratık olarak görmüştür kadını. Hintli kadınların, ölen kocalarıyla birlikte diri diri yakılması; Çin’de, kadınların insan yerine konulmaması falan.. Yanlış okumadınız, kadınlar insandan sayılmamıştır. Yine Asya ve Afrika’daki kimi kültürlerde görülen erkeğin onlarca kadınla evlen(ebil)mesi de cabası.. Gerçi çok kadınla evlenme Batı kültürlerinde de vardır ve Katoliklik mezhebinin katı tutumu sayesinde bir nebze olsun önüne geçilebilmiştir. Batı’da, İngiltere kralı gibi bu yasağı delmek için yeni mezhep kuran; evlendiği altı kadının yarısını öldürten ruh hastaları da yok değildir. Yine Kont Drakula gibi kadınların memelerini, cinsel organlarını kestiren sapıkların sayısı da bir hayli fazladır. Neymiş; erkekleri baştan çıkarıp, işleri aksatıyorlarmış.

Daha iki yüzyıl öncesine kadar kadınları horlayıp duran Batı kültürü ne ara uygarlaşmış, ne ara kadın haklarına saygı gösterir olmuştur? Ya da gerçekten saygı gösteriyor mu? Şimdi -sözde- Batı aydınlanmasının, Batı uygarlığının önemli yazar-çizerlerinden birkaçının kadına yönelik bakış açısına dikkat çekelim:

Sigmund Freud “Yatak odası takımını kız tarafı almalıdır.” der. Yatak odasında kadın mutlu olursa, erkeği de mutlu eder mantığı.. Bir başka deyişle erkek hormonu üzerine kurulu materyalist çıkar yaklaşımı.. Peki, bu yeter mi? Yetmez. Toroslarda, “Yuvayı dişi kuş yapar.” atasözünü bir öğüt, bir töre kabul eden -bizim- Avşar Yörüklerinde çeyizi kız tarafı yapar. Çünkü kadın mutlu olursa, o yuvadaki herkes mutlu olur. Ve yuvadakiler mutluysa bütün ülke, tüm millet mutlu olur. “Kızınla yurt kurasın, oğlunla ordu olasın.” şeklindeki Oğuz/Türkmen dileğini (dua) anımsayın.

“Erkek savaşa elverişli, kadın doğurgan olmalıdır.” der Friedrich Nietzsche.. “Böyle Buyurdu Zerdüşt” adlı kitabın 199. sayfasında.. Kadını kuluçka makinesi gibi gören; avcı-toplayıcı kültür aşamasında takılıp kalmış saçma sapan bir anlayış.. Oysa kadın bilge olmalıdır; erdemli, feyizli… Sezgisi (feraset) de olmalıdır elbet. Dünyayı var eden kadındır sonuçta. İnsanlığın anası; ilk öğretmen, ilk hekim, ilk sanatçı… Ve Tomris Hatun bu anlayışta olanların ağızlarının payını yüzyıllar önce en ibretlik şekilde vermiştir. Bir de Türklere barbar derler.

Oscar Wilde ise “Evlilik, bir bardak süt için evde inek beslemektir.” diyerek saçmalamanın da ötesine geçip, işi aşağılamaya (hakaret) kadar götürür. Haliyle onun bu zırvalığına kafa yorduğunuza değmez. Sömürgecilik mantığının tipik bir dışavurumu ile karşı karşıya olduğunuzu bilin, bu yeterli..

Ya bizim gönül iklimimiz?.. Dede Korkut’un deyişiyle başın bahtı, evin tahtı olan Buke Aruk Hatunumuz, Raziye Begüm Sultanımız, Süyümbikemiz, hanlar hanı Börtemiz… Türk töresinde kadın, dişi değil; kişidir. Hatun kişi, hanıdır er kişinin. Eri ile el ele, omuz omuza hayatı çekip çeviren; yuvayı yurt, yurdu devlet yapandır. Hele bir de mor cepken giymişse o artık bir bilge, bir ermiş, bir kamdır. Ve Türk kadınına yüzyıllar sonra saygınlığını geri kazandıran büyük önder Atatürk ne yüce gönüllü bir adamdır. Hacı Bektaş Veli pîrimize kulak verelim: “Hatun kişi eşiniz mi?” diye soranlara “Eşim değil, eşitim.” demiştir. Bu sözün üstüne söz olur mu?

Aziz Dolu Atabey

https://azizdolu.wordpress.com/