Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla, MHP’nin “Süreç Komisyonu”na sunduğu kapsamlı raporun ana hatlarını kamuoyuyla paylaştı. Yıldız, raporda terörle mücadelenin yalnızca güvenlik politikası olarak değil; devletin bekası, demokratik meşruiyet ve ekonomik kalkınmayla doğrudan bağlantılı stratejik bir vizyon olarak ele alındığını vurguladı.
Raporda “Terörsüz Türkiye” hedefi, çok katmanlı bir devlet vizyonu olarak tanımlanırken, terörün siyasi, ideolojik, dini ya da etnik hedeflerle şiddetin sistematik biçimde uygulanması sonucu tüm toplumu etkileyen bir insanlık suçu olduğu ifade edildi. Terörün tarihsel bir olgu olduğuna dikkat çekilen raporda, teknolojik ve dijital imkanların artmasının bu tehdidi küresel ölçekte daha karmaşık hale getirdiği belirtildi.
Soğuk Savaş sonrası dönemde devlet dışı silahlı aktörlerin güç kazandığına işaret edilen raporda, Türkiye’nin 1980’lerden itibaren bölücü ve radikal örgütlerin tehdidiyle karşı karşıya kaldığı ve bu durumun milli güvenlik politikalarının temel önceliği haline geldiği kaydedildi.
Raporda, “Terörsüz Türkiye” vizyonunun yalnızca askeri tedbirlerle sınırlı olmadığı; hukukun üstünlüğü, demokratik kurumların güçlendirilmesi ve sosyo-ekonomik kalkınmayla desteklenen bütüncül bir yaklaşımı ifade ettiği vurgulandı. Terörle mücadelenin başarısının, sadece örgütlerin etkisiz hale getirilmesiyle değil, toplumsal güvenin güçlendirilmesiyle ölçülebileceği belirtildi.
“Beka” kavramının anayasal temellerine de değinilen raporda, 1982 Anayasası’nın ilk dört maddesinin devletin üniter yapısını ve bölünmez bütünlüğünü güvence altına aldığı hatırlatıldı. Bu unsurları hedef alan söylem ve eylemlerin doğrudan beka tehdidi olarak değerlendirildiği ifade edildi.
Sınır ötesi operasyonlar, hibrit tehditler ve dijital güvenlik başlıklarının da yer aldığı raporda, Türkiye’nin “terörü kaynağında önleme” stratejisinin hem iç güvenliği hem de dış politikadaki caydırıcılığı artırdığı vurgulandı. Sonuç bölümünde ise beka kavramının, yalnızca devletin varlığını değil; milletin ortak hafızasını, kimliğini ve geleceğe dair iradesini temsil eden normatif bir çerçeve olduğu kaydedildi.