Sitemiz Yazarı Prof. Dr. Necati Cemaloğlu ile “Eğitimin Pin Kodu” kitabı üzerine Röportaj

Sitemiz Yazarı Prof. Dr. Necati Cemaloğlu ile “Eğitimin Pin Kodu” kitabı üzerine Röportaj

GÜNCEL 23.12.2018, 18:10 23.12.2018, 18:28
Sitemiz Yazarı Prof. Dr. Necati Cemaloğlu ile “Eğitimin Pin Kodu” kitabı üzerine Röportaj

Kamudanhaber: Sayın Prof. Dr. Necati Cemaloğlu, sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Prof.Dr. Necati Cemaloğlu:  Memnuniyetle. 1965 yılında Kastamonu’da doğdum. 1983–1984 eğitim – öğretim yılında da Gazi Üniversitesi, Kastamonu Eğitim Yüksekokulu’ndan mezun oldum. Trabzon ve Ankara’da sınıf öğretmenliği ve okul müdür vekilliği yaptım. Öğretmenlik yaptığım dönemlerde, Hacettepe Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi anabilim dalından 1992-1993 eğitim-öğretim yılında mezun oldum. MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı'nda, matematik komisyonu üyeliği ve maarif müfettişliği yaptım. Ankara ve Gazi Üniversitesi’nde "Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi" alanında master yaptıktan sonra Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi’nde araştırma görevlisi olarak göreve başladım. Doktora eğitiminden sonra 2004 yılında yardımcı doçent, 2008 yılında doçent ve 2014 yılında profesör olarak atandım. Amerika Birleşik Devletleri’nde "Michigan State University" ve “University of Florida’da misafir öğretim üyesi statüsünde çalıştım. MEB - Dünya Bankası - Kurumsal Performans Yönetimi Ulusal Danışmanı, MEB - TÜBİTAK, e-denetim - e-performans Ulusal Danışmanı, Gazi Üniversitesi Okulları Bilim Kurulu Üyeliği ve değişik bakanlıklarda ve üniversitelerde stratejik plan danışmanlığı yaptım. Yılda 100'ün üzerinde eğitim, yönetim ve denetim üzerine konferans vermekteyim. Yayımlanmış kitaplarım, kitaplarda bölümlerim, 47 ulusal makalem, SSCI ve diğer indexlerde taranan 22 makalem, katıldığım ulusal ve uluslar arası kongre - sempozyum bulunmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıyım. Halen Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi'nde, Eğitim Yönetimi anabilim dalı başkanı olarak görev yapmaktayım.

Kamudan haber: Hocam maşallah eğitimin her aşamasında çalışmışsınız. Yakın zamanda Eğitimin Pin Kodu adında bir kitap çıkardınız. Adı oldukça ilginç. Kitabın adını bu şekilde belirlemenizin özel bir nedeni var mı?

Prof. Dr. Necati Cemaloğlu:   Birkaç yıl önce Ankara’da, Kızılay’dan 220 numaralı Halk otobüsüne binip Gazi Üniversitesi’ne gidiyordum. Otobüs tenhaydı. Arkamdaki koltukta oturan genç karı-koca sohbet ediyordu. Adam, kadına: Sevgilim, aşkım, bebeğim, dedi.

Kadın, kocasına: Cıvık cıvık konuşma cevabını verdi.

Adam, niye cıvık cıvık konuşayım, görmüyor musun sana güzel güzel sözler söylüyorum, dedi.

Kadın: Sen adam olsan evleneli 5 yıl oldu bir bilezik alıp koluma takamadın, diyerek tepki gösterdi.

O gün doktora dersim vardı. Öğrencilere bu karı-koca anlaşabilir mi? Diye sordum. Öğrenciler hayır anlaşamaz, dediler. Nedenini sorduğumda ise cevap veremediler. Bu karı-kocanın sorunu, birbirilerinin PİN kodunu bilmiyor olmalarıydı. Adamın PİN kodu “onaylayıcı ve güzel sözler”, kadının PİN kodu ise “hediye” idi. Garry Chapman’ın 5 sevgi dili kitabında bu konuyu ele almıştı. 5 sevgi dili aslında PİN kodunun şifrelerini oluşturuyordu. Bireylerle etkili iletişim kurmanın yolu, birbirinin PİN kodunu bilmekle ve yeri zamanı gelince doğru numaraları girmekle mümkün hale gelir. PİN kodu yanlış girilirse PUK kodu, o da yanlış girilirse süreç olumsuz bir yöne doğru evrilmeye başlar. Her mesleğin inceliğinde, her ilişkinin özünde olduğu gibi eğitimin de PİN kodu vardır. Bu kitabın adının kısa hikâyesini, bu örnek olay oluşturmaktadır.

Kamudan haber: Hocam çok ilginç. Bir günlük olaydan kuramsal sonuç çıkarmışsınız ve kitabınızın adı olmuş.  Hocam: Bu kitabın hedef kitlesi kim? İçeriği ne?

Prof. Dr. Necati Cemaloğlu:   Bu kitabın hedef kitlesi, öğretmen, okul yöneticisi, veli ve tüm bireylerdir. İçeriğinde sosyal hayatı, eğitim hayatını ilgilendiren deneme türünde yazılar mevcuttur. Olayları kuramla ilişkilendirip çıkarım yapmak, pekiştirmek ve transfer etmek şeklinde bir yazım tekniği uygulanmıştır. Sorun ortaya koyulduktan sonra çözüm yolu da önerilmiştir. Hayata, eğitime dair çıkarımlar mevcuttur. 21. Yüzyıl becerilerinden tutun da, akran zorbalığına kadar değişik konularda yazılmış bölümler vardır. Bu bölümlerin tamamı kamudan haber gazetesinde makale olarak yayımlanmıştır.

Kamudan haber: Kitapta kaç bölüm var? Bu bölümlerin konuları nedir?

Prof. Dr. Necati Cemaloğlu:   Kitapta toplam 45 bölüm var. Eğitim, öğretim, disiplin, sınav, kültür, davranış değişikliği, yöerge takip etme, gelecek körlüğü, motivasyon, IQ, EQ, Hikâye anlatıcılığı, Ödül, akış, ödev, okul öncesi,  din eğitimi, yönerge, Singapur eğitim Sistemi, yetişkin becerileri, beyin-öğrenme, unutma gibi konular ön plana çıkıyor.

Kamudan haber: Hocam, kitabınızdan en can alıcı bir bölümü tanıtabilir misiniz?

Prof. Dr. Necati Cemaloğlu:   Tabiki. Bana göre hepsi can alıcı. Prof. Dr. Aziz Sancar için yazdığım bölümü kısaca sizlerle paylaşabilirim.

Nobel Kimya Ödülü’ne lâyık görülen Prof. Dr. Aziz Sancar, yurt dışında yaptığı çalışmalarla Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi'ne kabul edilen üç Türk'ten birisidir. ABD'deki Kuzey Carolina Üniversitesi, Biyokimya ve Biyofizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aziz Sancar, kanser tedavisinde 'ritmik saat' buluşuna imza atarak dünya çapında üne kavuşmuştur. 'DNA tamiri' ve 'hücre döngüsü kontrol noktası' gibi konularda yaptığı çalışmalarla da adını duyurarak Nobel Kimya Ödülü alan ve aynı zamanda bu ödülü kazanan ilk Türk olarak da ülkemizin gururu, değerli bir bilim insanıdır.

Dr. Sancar’ın, bu ödüle layık görüldüğü basın yayın kuruluşlarında haber olur olmaz kendisi Türkiye'nin ve dünyanın gündemine oturdu. Dr. Sancar ABD'de çalışan bir bilim insanı olduğu için, Türkiye'de çok fazla bilinmiyordu. Nobel Ödülü almasaydı, muhtemelen hiç bilinmeyecekti. Oysa önemli üniversitelerde görev yapmak, önemli araştırma merkezlerinde çalışmak, önemli dergilerde yayın yapmak, önemli buluşlara imza atmak; hem bilim insanları, hem çalıştıkları kurum, hem de o bilim insanlarını yetiştiren toplumlar açısından onur kaynağı olmaktadır. Biz de bu onuru, coşkuyu ve mutluluğu milletçe yaşamaktayız.


            Dr. Sancar Nobel Ödülü’nü aldıktan sonra BBC adına yapılan bir röportajda, spikerin yönelttiği hassas sorulara net ve dikkat çeken cevaplar verdi. Bu röportajı okuyanlar cevaplardaki dikkat çeken detayları da fark etmiştir;


BBC: “Türkiye’nin neresindensiniz?”

Sancar: “Mardin, Savur.”

BBC spikeri: “Kürt müsünüz?”

Sancar: “Türk'üm.”

BBC spikeri: “Arap mısınız, kısmen mi Türk'sünüz?”

Sancar: “Türk'üm.”

BBC spikeri: “Arapça mı konuşuyorsunuz?”

Sancar: “Arapça konuşmuyorum, Kürtçe konuşmuyorum, ben Türküm. Ben Türküm, o kadar. Mardin'de doğmuşsam, Cizre'de de doğmuşsam, Kars'ta da doğmuşsam ben Türküm”.

BBC: “Başarınızı neye borçlusunuz?”

Sancar: “Benim başarım, Türk eğitim sisteminin ve Atatürk Türkiye'sinin başarısıdır.”

Bu röportajı yapan spikerin, bu büyük ödülü bir Türk’ün almış olmasını muhtemelen içine sindiremediği kanaatindeyim. Spikerin, Türkiye’deki terör olayları ve çatışma ortamının elverişli zemininde çatışma taraflarından birisi olarak, etnik ayrışmayı vurgulayarak kendi emellerine âlet etmeye çalışması ortadadır. Ancak başaramadı. Çünkü karşısında, milli değerleri, milli ülküleri kendisine şiar edinmiş bir bilim insanı duruyordu.

            Dr. Aziz Sancar’ın Mardin ili Savur ilçesinden başlayan hayat hikâyesi incelendiğinde, Nobel Ödülü’nden daha değerli dersleri bize verdiğini görüyoruz. Sancar, on çocuklu çiftçi bir ailede yetiştiğini, okul ayakkabısı dışında bir ayakkabısının bile olmadığını anlattı. Yalın ayakla geçen bir çocukluk dönemini… Muhtaç olmasalar da, ekonomik sorunların yoğunlukta yaşandığı bir çevre ve aile ortamında yetişmenin zorluklarını anlattı. Çocukluk yıllarında mahalle mektebine gönderilmiş. Mektep hocasının uzun sopası yüzünden din eğitimini noktalamış. Daha sonra lisede kendi kendine Kur’an-ı Kerim okumayı öğrenmiş. Dr. Sancar’ın hayatı, siyasi olayların yoğun yaşandığı, çatışmaların ortasında kalan ve kararlılıkla “Türk Milleti’ni vurgulayan bir vatan evladının hayat hikâyesidir. Hainlere, bölücülere ve emperyalizme karşı olan duruşu, O’nu, bu mücadelenin neferlerinden birisi olarak karşımıza çıkarmaktadır. İlginçtir ki, o dönemde eline silah alıp eylemlere katılmamış; mücadelenin kalemle, ilimle, irfanla yapılabileceğinin güzel bir örneği olmuştur. O kadar çok ders çalışmış ki, altı yıl boyunca yaşadığı İstanbul’u dahi, bir türlü gezme imkânı bulamamıştır. Mezun olduktan sonra Topkapı Sarayı’nın nerede olduğunu dahi bilmediğini röportajında dile getirerek, içinde kalan bir ukdesini aktarmıştır: İstanbul’u gezme ve tanıma ukdesi… Dr. Sancar, İstanbul Tıp Fakültesi’ndeki öğrencilik yılları, akabinde de Nobel'e kadar uzanan o uzun yolculuğunda, çalışkanlığı alışkanlık hâline getirdiğini belirtmekte, öğrenme merakı ile yoğurulmuş bir öğrenme sürecini dile getirmektedir. Yeni projeler ve çalışma konuları üreten bir öğrenme koliği olarak geçen yıllar. Bu dönem, hocasının Sancar’a “Sen mi hocasın ben mi?” sorusunu yönelttiği zamanlardır. Bu konuşmadan sonra, Sancar’a tekrar Türkiye yolları görünmüştür… Türkiye’deki o günlere ait mevcut ortam ve sistemde belli çalışmaları yapma imkânı yoktur. Araştırma ruhu ve tutkusu onun yeniden Amerika’ya dönmesine sebep olur. Maalesef, Amerika’ya tekrar dönmesinin tek nedeni, 1970’li yıllarda Türkiye’de bu alanda yeterli bilimsel alt yapı ve tesisin olmamasıdır. Amerika’da onu zorluklarla dolu, sorunlu bir yaşam beklemektedir. Soğuk laboratuvarlarda sabaha kadar çalışır ve orada yaşar. Sınırsız öğrenme azmine sahiptir. Kalacak yeri yoktur. Yangın musluğundaki soğuk suyla yıkanır. Üniversitenin güvenlik görevlileri bu durumu bölüm başkanına bildirirler. Bölüm başkanı, bu durumun sebebini sorunca Dr. Sancar, kalacak yer ve para sorununun olduğunu, söyler. Üniversite yönetimi yatacak yer ve burs ayarlamak zorunda kalır.


             Dr. Sancar; çocukluk döneminden itibaren fakirliği sorun yapıp bu durumdan ülkesini, devletini sorumlu tutup, en yakın karakola saldırıp, köy yakmamış, polis-asker şehit etmemiş, öğretmen katletmemiş. Avrupa’ya Türkiye’yi şikâyet etmek için, kapı kapı dolaşmamış. Aksine bir bilim insanı olarak proaktif tutumlar sergilemiş. Sürekli öğrenmeyi, çalışmayı ve kendini geliştirmeyi en sağlıklı çözüm yolu olarak görmüş. Terör ve şiddetin ağına düşmeden namusu ve onuruyla yaşamaya çalışmıştır. Bunun yanında öğretmenlerini anlatırken gözleri yaşararak, minnetle anıyor. Sadece kendi döneminden bile yirmi dört kadar profesör çıktığını anlatıp bununla övünüyor, gurur duyuyor…

Prof. Dr. Aziz Sancar’ın hayat hikâyesini araştırırken, rahmetli Mehmet Turgut’u hatırladım. “Japon Mucizesi ve Türkiye” adlı eserinde, yurtdışına ilk öğrenciyi Osmanlı Devleti’nin ve Japonya’nın gönderdiğini belirtir. Bu iki halkın öğrencilerinin, yurt dışındaki tutum ve davranışlarını çarpıcı bir farklılığını irdeleyerek anlatır: Türk öğrencilerin sabahlara kadar barlarda alkol alıp şiir okuduklarını, o devirde kendi ülkelerinde rahatça yapamadıkları pek çok davranışı deneyimleme fırsatı bulduklarını ve bu sebeple de bohem bir hayat sürdüklerinden söz eder. Japon öğrencilerin ise, “Acaba bu ülkeden ne öğrenebiliriz? Ülkemize hangi bilgileri götürebiliriz?” sorusuna cevap arayarak büyük bir sorumluluk duygusu ile çalışıp çabaladıklarını hayranlıkla dile getirir. Türk öğrencilerin politize olarak, eğitim gördükleri alanda beklenen temayüzü gerçekleştiremediklerini, Anadolu’ya geçerek, isyan çıkarıp isyanları teşvik ederlerken; Japon öğrencilerin, bugünkü Japon mucizesini yaratan teknolojik alt yapıyı öğrenip ülkelerine taşıdıklarına değinir ve bu derin üzüntüsünü okuyucularıyla paylaşır.


            Prof. Dr. Aziz Sancar, her gittiği yerde Türk olduğunu gururla ifade ettiğini söylemektedir. Bu durumu ise; Türklüğün etnik değil, bir üst kimlik olarak algılanması olarak açıklar. Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olduğu için, bu kimlikten onur duyduğunu her zaman dile getirmektedir. Bu milletin parasıyla okuduğundan bahsederken tevazu ile vefa örneği sergileyerek, “aydın insan” kavramı ile tam örtüşen bir tutum sergilemiş, tersi davranışlar sergileyen sözde aydınlara “sözde” olduklarını hatırlatmıştır. Türk milletinin mensubu olmaktan onur duyduğunu söylemekten imtina etmeyerek “özde” vefa ve aydınlık yüreğini tüm dünyaya gururla ifşa etmiştir. Dr. Sancar bu sebeple, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın coşkusunu yaşayan bir vatan evladıdır. İşte cumhuriyetin vatandaşlık tanımı budur. Dr. Sancar’ın, “Doğu Türkistan'a özgürlük” sloganı yazılı giysisi ile derslere girmesi, Nobel Ödülü’nü kazandığında Atatürk’ün portresi kapanmasın diye yan durarak poz vermesi, aldığı ödülü Anıtkabir’e bağışlayacağını ifade etmesi bu vefanın, yüce gönüllüğünün yansımasıdır.

Prof. Dr. Aziz Sancar, bu toprağın insanıdır. Türk toplumunun dini, kültürel ve tarihi tüm değerlerini içselleştirmiş abide bir şahsiyet özelliği taşımaktadır. Nobel Ödülü’nü alacak bilim adamları yetiştirebiliriz ama Türk milletine saygı duyacak, onu baş tacı yapacak bilim insanları maalesef her zaman yetiştiremiyoruz. Şimdi, adına bir üniversite kurmanın tam zamanıdır. Sosyal tesislere, caddelere, okullara, araştırma merkezlerine adını vermek gerekir. Ders kitaplarına Dr. Sancar hakkında bilgiler yazmalı ve Türk paralarının üzerine fotoğrafını koymalıyız. Topçu, popçu olma hayali kuran gençlere güzel bir örnek olmaz mı?


Sayın Aziz Sancar, iyi ki varsın. İyi ki, ön koşulsuz vatan sevgin var. İyi ki Türk

evladısın...

Sonuç olarak eğitim sistemi öğrenmeyi öğrenen, araştıran, üreten ve sorun çözen insan tipini yetiştirmek zorundadır. Bu insan tipinin aynı zamanda, milli ve manevi değerlere bağlı, önkoşulsuz ekmeğini yediği vatanının sevgisini edinmiş, mensubu olduğu milletiyle barışık ve milletinin ortak kültürünün aktif bir taşıyıcısı olması gerekir. Eğitim sistemleri, kişiliğinde etik değerleri de barındıran Prof. Dr. Aziz Sancar gibi kişileri yetiştirdikçe, hem ulusal hem de uluslararası ölçekte büyük işler başarmamız mümkündür. Aydın bir kişi olarak, bir milletin ferdi olmanın coşkusunu yaşayan, vefalı yeni nesiller yetiştirmek dileğiyle…
Kamudan haber: Hocam çok güzel olmuş. Tebrikler… Kitabın ön sayfasında, kitabı rahmetli babanıza atfetmişsiniz. Özel bir nedeni var mı?

Prof. Dr. Necati Cemaloğlu: Rahmetli babam okumayı, öğrenmeyi, okuyan insanı, bilgiyi çok severdi. Yetişmem konusunda çok emek verdi. Atfetme nedenim kısaca budur. Ayrıca yeni çıkacak “Yönetimin Pin Kodu” kitabımı da ilk öğretmenim, akıl hocam anneme atfedeceğim.

Kamudan haber: Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?


Prof. Dr. Necati Cemaloğlu: Bu bölümlerin yazılması ve yayımlanmasında bana her zaman destek olan Kamudanhaber ailesine özellikle teşekkür ederim.

Kamudan haber: Biz teşekkür ederiz. Saygılarımızla…

Kaynak: www.kamudanhaber.net
Yorumlar (42)
Saltuk Buğra 2 yıl önce
Hikmet bey madem çok iyi biliyorsun disiplinlerarası düşünüp bugüne kadar ortaya ne koydun ??? Siz Karl Mannheim neden tüm eğitimciler önce sosyoloji okumalı diyor düşündünüz mü ? Çünkü adam sosyolog, komik olmayın lütfen. Ben bir insanın eleştiri yaptığında önce o insanın ortaya ne koyduğuna bakarım.
Rd isimli arkadaşım yanlış anlama ben 7 yıllık Öğretmenim adınız kısmına Adımı yazmayı biliyorum. Onun İçin kusura bakma sana rd diye hitap edecem. Hocam sözde Prof diye gittik dedin ya, insanlar o senin basitleştirdiğin ünvan İçin alanlarında o kadar çok şey yapıyorlarki lütfen o insanları küçümseme. Tarzını beğenmeyebilirsin ancak saygı duymak durumundasın. Kimse size ya HOCAM sizden daha iyi anlatanlar var sınıf yönetiminiz şöyle böyle diyor mu? Acaba. Kırarak ve bozarak eleştiri yapılmaz lütfen, HOCAM bir de siz hangi yetiye dayanarak seminerlerin öğretmene katacak birşey görmediğinizi söylüyorsunuz? Bilimsel bir açıklaman var mı ? Hoca, Ondan mı Türkiye’nin dört bir yanına seminerlere gidiyor ? Kimse birşey bilmiyor siz herşeyi biliyorsunuz hani 15 yıllık öğretmensiniz ya
S.M.Ç 2 yıl önce
Herkes bu kitabi okumali.
Okumakla kalmayip yakınlarındaki kişilere de okutmali.
Prof Aziz SANCAR,
Velilere mektup,
Ögretmenlere mektup,
Benim en beğendiklerimden...
Pravda 2 yıl önce
rd bende hocanın eğitimine katıldım. Hayatımda izlediğim en iyi eğitimdi. 2 saat sıkmadan, lider öğretmenlikle ilgili çok önemli uygulamalar yaptı. Çıkardığı öğretmenlere kötü davranmadı. Trafik polisi öğretmenle, lider öğretmen arasındaki farkı rol play ile verdi. bunu bile anlayamayacak kadar zavallısın. Seni kim öğretmen yaptı? Yazıklar olsun...
Mine Altın Teze 2 yıl önce
Yolumu aydınlatan canım öğretmenim. Kitabınızdaki her bir makale bir ders niteliğinde. Hem derslerinizden hem kitaplarınızdan çok şey öğrendim. Hayatıma yeni bir yön verdiniz. Hakkınız ödenmez. Hz. Mevlana ne kadar güzel söylemiş. “Sen ne söylersen söyle, söylediğin karşındakinin anladığı kadardır.” Siz sözlerinizi eğitime gönül verenler, yürekten eğitimciler, öğrencilerin yüreğine dokunan can öğretmenler için söyleyin hep. Bizde değer bulur sözleriniz. Anlamayana heba etmeyin değerli nefesinizi, sözlerinizi. Sevgiyle kalın.
Pelin 2 yıl önce
Eğitimin pin kodunu not alarak okumak bir öğretmen olarak bana çok şey kattı,aslında farkettmediğim bir bakış açısını görmemi sağladı.Kaleminize ve yüreğinize sağlık Necati Hocam..
İdil ÖZKAN 2 yıl önce
Kitabın adı bir mağazanın vitrini gibidir bence. Bazı vitrinler çok göz alıcıdır; ama iceri girince hayal kırıklığına uğrarsınız. Bazı vitrinler de cok bastan savmadir ama iceri girince sasirip kalirsiniz ve cok begenirsiniz urunleri. Bu kitabi hocamiz deneyimlerine ve bilgisine dayanarak yazmistir. Burada kitapla ilgili bir soylesi bulunmakta. Seminerle ilgili yotum yapmak niye. Kaldiki hocamizin amaci komiklik yapmak da degil. O bir ogretmen ve biz sinifta da ogrencilerin ilgisini cekmek, ogrenmeye hazir hale getirmek icin mizaha basvururuz çoğu zaman.
Hocam kitabiniz hem ogretmen hem de ebeveynler icin guzel bir kaynak. Tebrikler...
Cengizhan 2 yıl önce
Makalelerinizi zaten siteden takip ediyordum, bunların bir kitapta toplanması gayet güzel olmuş. Eğitimcilerin güncel gelişmeleri bilimsel süzgeçten geçirerek takip etmesi ve günlük yaşama uygulaması gerek. Makalelerinizin aleyhinde yorum yapanların doğruları bilimsel bir dille kaleme alması gerek ki onları da okuyabilelim. Ya değilse Lafla peynir gemisi yürümüyor. Yolunuz açık olsun..
Ebru Hoca 2 yıl önce
Yazık sizin gibi yorum yapanlara ki bir şeyi eleştirmeyi bile beceremiyorsunuz. Emeğe saygı duyun. Kedi uzanamadigi ciğere pis dermiş. Siz de onlardansiniz. Sadece güldüm yorumlara seviyesizlikte çığır açmışsınız.
Bütün Yorumları Görmek İçin Tıklayın
16°
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Sizce erken bir genel seçim olmalı mı?
Namaz Vakti 21 Haziran 2021
İmsak 04:06
Güneş 05:48
Öğle 13:06
İkindi 16:59
Akşam 20:14
Yatsı 21:49