“Benim irademi yok sayanı ben de yok sayarım” diyerek istifa sayısının 400’den fazla olduğu Adıyaman’daki feryadı duymazdan gelen Ali YALÇIN’ın uygulamalarıyla çeliştiği 17. Türkiye Buluşmasındaki konuşmasını Yıldırım DEMİRCİ Yorumladı.

“Türkiye’de değişimin öznesi, gerçekleri söylemek devrimci bir eylemdir.” diyen Ali YALÇIN; sendikanın ilkeleri ve değerleriyle buluşmasını, Akif İNAN çizgisine dönmesini, sendikacılığı rant ve zenginleşme zemininden, üyelerinin hak ve menfaatlerinin iyileştirilmesi zeminine çekilmesi ve seçimlerin üyelerin tercihlerini önemseyen, serbest, eşitlik, özgür ve şeffaf esasları doğrultusunda söylemleriyle üyesinden yetki isteyen yönetimlere aday olan muhalifleri; mevcut şube başkanlarının seçilmesini riske atmamak adına teşkilata zarar vermekle, tefrika çıkarmakla, sahayı kirletmekle ve hainlikle itham edilerek susturmaya çalışması söylemiyle ne yaman bir çelişki oluşturdu.

Mevcut şube başkanlarını tekrar seçecek ve tamamına yakını kurum yöneticilerinden oluşan üyeleri, telefon ile arayarak delege adayı yaptınız. Kendi iradesi ile delege adayı olmak isteyenler, sendika binalarında İstanbul Üniversitesinin eski Türkiye’deki ikna odalarına alındılar.  “Siz nasıl olurda bizim bilgimizin dışında kendi iradenizle delege adayı olursunuz?” tepkisine muhatap kalarak sorguya çekildiler; “Siz rakip listeyi mi destekleyeceksiniz?”, “Bir okuldan en fazla bir delege başvurabilir.” Şeklinde baskı ve dayatmalarla adaylıklarını çekmeleri istendi.

Bu sendika; Şube binalarında ikna odalarını da gördü ya… Bu Genel Başkana ve Teşkilattan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısına bu utanç yeter…

Sendikanın uygulamalarını beğenmeyip yeni söylem geliştiren ve seçim çalışmaları kapsamında kimlerin bir araya gelip toplantı yaptıklarını araştırmaları da eski Türkiye’de yaşadığımız batı çalışma grubunun insanlarımızı fişlemelerini akıllara getirmiştir. Sendika uygulamalarında farklı düşünenler için; “Durun durduğunuz yerde.”, “Oturun oturduğunuz yerde.” Bu makamlara sizi biz getirdik.” “Seçimden sonra sizlerle görüşürüz.” Şeklinde aba altında sopa göstererek, Genel Başkanları gibi şube başkanları da kendileri gibi düşünmeyen üyelerine parmak sallayarak oluşturdukları korku iklimini perçinlemişlerdir. 

Seçim süresince; baskı, dayatma, tahakküm ve benzeri antidemokratik uygulamalardan bıkan üye, seçimlere katılmayarak sessiz tepkisini göstermiştir. Bu nedenle seçimlere katılım oranı %20’nin de altında kalmıştır. Mevcut şube başkanlarının kahır ekseriyetinin kotlularını korudukları seçimlerin meşrutiyeti tartışılmaktadır. Seçim sonrası artan istifalar da tepkinin başka bir boyutunu oluşturmuştur. İşte Sivas, işte Şanlıurfa, işte Adana, işte Ankara, işte İstanbul ve bu halkaya en son Adıyaman katıldı. Adıyaman’a ayrı bir parantez açmak gerekir.

Düşünce ve kanaat özgürlüğü tüzüğümüzde teminat altına alındığı halde farklı düşüncelerinden dolayı üyeler, soruşturma kıskacı ile susturulmaya çalışılmaktadır. Savunma istemi yazılarında Genel Merkez Disiplin Kurulu Başkanı ve aynı zamanda Adıyaman 1 Nolu Şube Başkanı olan Ali DENİZ’in imzası bulunmaktadır.

Ali DENİZ, Genel Merkez Disiplin Kurulu Başkanı olması hasebiyle tüzüğümüzü, seçim yönetmeliğimizi ve diğer ilgili mevzuatları en iyi uygulayanın kendisi olması gerektiği düşünülmektedir. Durum acaba öyle mi? Adıyaman’a bir gidelim ve Mustafa TAN’ın 02.12.2022 tarihinde yaptığı basın açıklamasını dinleyelim:

“Yaklaşık 900 üyesi olan Besni ilçesinde, Eğitimciler Birliği Sendikası Seçim Usul ve Esaslarının 12. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, Temsilciliklerin seçim süreci kısa mesaj servisi ve benzeri iletişim vasıtaları aracılığıyla da üyelere duyurulur hükmü ihlal edilerek, hiçbir üyeye kısa mesaj atılmadığı gibi hiçbir iletişim aracılığı ile de seçim süreci üyelere duyurulmamıştır. Ali DENİZ, seçim sürecini gizleyerek İlçe Temsilciliğine atama yöntemiyle görevlendirme yapmıştır.

Bu durum karşısında Besni EBS Üyeleri, iradelerinin yok sayılmasına tepki olarak sendikadan çekilme haklarını kullanma yoluna gitmişlerdir. Eğitim Bir Sen kurulduğu günden bugüne 28 Şubat gibi zorlu süreçlerde bile sendikadan ayrılmayan üyeler, maalesef EBS İl yönetiminin bu hak ve hukuk tanımayan tutumundan dolayı evleri ve hak davaları olarak gördükleri sendikadan 400’den fazla üye ayrılarak sendikada despotizmi uygulayanlara verilmesi gereken en güzel dersi vermişlerdir.

Kavgamız, kapitalistlerle, diyen Ali YALÇIN, açıklayamadığı astronomik maaşıyla hiç de inandırıcı olmuyor. Senin kavgan, senin yanlışlarını dile getirenlerle. Eğer kapitalistlerle kavgan olsaydı, öğretmen maaşlarıyla yetinirdin…

Eğitim-Bir-Sen varsa, yeni Akif İNANLAR, Erol BATTALLAR yetiştirmekten bahsediyorsunuz. Sahi siz bu üyelerinin akıllarıyla dalga mı geçiyorsunuz? Sendikamızda, 23 Şube başkanının ikbali için 12 Haziran 2022 tarihinde sendika kurullarında en fazla üç dönem yani on iki yıl görev yapma sınırlaması kaldırmak suretiyle sendikada yeni Akif İNANLAR, Erol BATTALLAR yetiştirilmesinin önü kesildi. Vakti zamanında Erol ERMİŞ, Ahmet YURTMAN’dan sıranın kendisine ne zaman geleceği haleti ruhiyesinde üç dönem kuralı için önerge vermişti. Aynı Erol ERMİŞ, bu sefer kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için istememiş bu defa aksi yönde önerge vermiştir.  Ali YALÇIN’ın ifadesiyle belirtmek gerekirse kaprisi kapasitesinden ve hırsı da vasfından büyük olmasına rağmen geçmişi ile çelişerek bu sefer de üç dönem kuralının kaldırılması için çalışarak kendinden sonra yetişecek yeni sendikacıların önünü kapatmıştır. Yetmemiş sosyal medyadan “Bedel ödetmekle” tehdit etmiştir.

“Sahaya çıkacağız; öğretmen odalarına gitme zamanı olduğunu dile getirerek, gönüllerde taht kuracak, yüreklerde yer edineceğiz.” Diyorsunuz… Eğer öğretmenlerin gönüllerine taht kurmada samimi iseniz; niçin delege seçimlerinde müdürlere telefon açıp delege yaptığınız gibi öğretmenleri de delege yapmadınız? Şube yönetim kurullarında, ilçe temsilciliklerinde niçin öğretmen üyelere yeterince yer vermediniz? Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanını seçecek olan 350 kişilik delege içerisinde kaç tane öğretmen var? Bu soruların cevapları, öğretmene verdiğiniz değerin ölçüsünü göstermektedir. Zaten öğretmen maaşından kat ve kat fazla maaşlarınızla ve öğretmenlerin yaşam standartlarının çok üzerinde konforlu ve şatafatlı yaşantınızla öğretmenlerle bağınızı kopardınız.

"Kamu İşveren Heyetine" -meli, -malı kipleriyle edilgen cümleler kurup sözün iktidarını hadım ettikten sonra temsil ettiğin üyelerine dönerek "muhterisler" hitabı eşliğinde "hain" damgası vurup parmak sallamak yönetsel acziyetin dışa vurumundan başka bir şey değildir.

Bizler, "Siz neden yoksulluk sınırının yarısının da altında olan bir maaş artış! Sözleşmesine imza attınız? Hadi attınız, kendiniz neden bu hükme razı olmuyorsunuz? Neden diğer bazı sendikaların yöneticileri gibi tüzük değişikliğine giderek öğretmen maaşı kadar bir maaşa razı olmuyorsunuz ve açıklamaktan dahi imtina ettiğiniz bir ücreti maaş olarak alıyorsunuz?" sorusunu sorduğumuz için hain olduk öyle mi?

Peki o zaman siz söyleyin! Açıklamaktan utandığınız bir maaşı, alırken neden utanmıyorsunuz?

Sayın Selahattin Karanfil,

Öyle 1400-1500 yıl geriye dönüp dini değerlerimizi ve şahsiyetlerimizi, tarihimizi, kutsallarımızı sendikal tartışmalara alet ederken hicap duymadınız mı? Sadece 4 yıl geriye dönün ve şu sorunun cevabını verin:

Memur-Sen Konfederasyonunun web sitesinin tarihçe bölümünden kuruluş değerlerine atıf yapan bir metni sendikanın sitesinden kaldıranlar mı "Öz"ünden sapmış oluyor?  Yoksa bu metni neden sildiniz? Sorusunu soranlar mı “Öz’ünden sapmış oluyor. Bu metnin niçin kaldırıldığını Sayın Genel Başkanınıza sorar mısınız? Biz sorunca cevap vermeden parmak sallıyor da o bakımdan… Siteden silinen bu metin açıklandığı gün herkes görecek kimin özünden koptuğunu, kimin kendi kariyeri için sendika tarihini yeniden yazdığını…

MHK'nın yeni başkanı Lale Orta MHK'nın yeni başkanı Lale Orta

Ya da 3 yıl önce yapılan tüzük değişikliği ile oluşan profesyonel sendikacıların astronomik maaş artışına el kaldıranlar mı “Öz”ünden sapmış oluyorlar? Yoksa bu adaletsiz maaş artışına ne gerek vardı? Aldığınız bu maaş yasal ama aynı zamanda helal mi? Sorusunu soranlar mı “Öz”ünden sapmış oluyorlar?

Daha 5 ay önce; 3 dönem kuralını kaldırarak ömür boyu başkanlığın önünü açanlar mı “Öz”ünden sapmış oluyorlar? Yoksa arkadaşlar bu yakışık almadı diyenler mi “Öz”ünden sapmış oluyorlar?

 Sendika yönetiminin politikalarını eleştirenleri Kur’an sayfalarını mızrakların ucuna takanlara benzeterek bir anlamda muhaliflerini Muaviyeci, kendilerini de “Ali’ci” ilan edenler mi “Öz”ünden sapmış oluyorlar? Yoksa demokratik haklarını kullanarak sendika yönetimine eleştiri getirenler mi “Öz”ünden sapmış oluyorlar?

Çok özür dileyerek soruyorum: “Ali Yalçın, hangi ara “Hazret” oldu?” Bizim mi haberimiz yok?

Bu sendikanın İstanbul teşkilatı, vakti zamanında öğretmene parmak sallayan Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’i istifaya davet etmişti. Ne hazindir ki bugün aynı sendikanın Genel Başkanı olan zat, kendi üyelerine parmak sallar hale gelmiştir. Yapılması gereken şey bellidir… Nettir…

Soylu bir mücadeledir, hikâyemiz sözleriyle başlayan ve soylu mücadelenin erdemli teşkilatına selam olsun sözleriyle bitiren Ali YALÇIN, sendikada her konuda olduğu gibi şimdi de kavramlar üzerinde tekelleşmeyi oluşturmuş durumda. Bu kavramlar, beş yıldızlı otellerde ağırladığı konuklarını coşturmak için kendisi kullandığı zaman anlam kazanıyor da bir başkası kullandığı zaman mı bu kavramlar mızrağa takılmış oluyor? Yoksa dava, soylu ve kutsal gibi değerlerin arkasına sığınarak sendikal rant devşirmeleri, artık üyenin gözünden kaçmamasının verdiği bir endişe mi?

Bizim itikadımızda işaret parmağı, tevhidi ve birliği sembolize eder, tehdidi değil.

Ortada bir ihanet varsa koyarsın belgesini, gereğini yaparsın. Yapamıyorsan eğer; emaneti ehline teslim eder gidersin.

O parmağı bu topluma; en son 28 Şubat’ın kudretli generalleri sallamıştı. Hatırlatırız…

Yıldırım DEMİRCİ