Danıştay Başkanı Yiğit, Danıştay üyelerinin görev süresinin kanunla 12 yıl ile sınırlandırıldığını anımsatarak, ilgili kanun hükmünün yürürlükten kaldırılmasının Danıştay içtihat birliğinin sağlanması ve meslek mensuplarının deneyimlerinden faydalanmaya devam edilmesi açısından önemli olduğunu belirtti.

Danıştay Başkanlığı konferans salonunda düzenlenen Danıştayın 154. Kuruluş Yıl Dönümü Töreni'nde konuşan Yiğit, Türk milletinin köklü bir hukuk ve adalet anlayışına sahip olduğunu, adaletin tecellisinin sadece mahkemelerden beklenmemesi gerektiğini söyledi.

Türkiye Cumhuriyeti'nin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde bir hukuk devleti olduğunun ifade edildiğini aktaran Yiğit, bunlarla bağdaşmayan engelleri kaldırmaya çalışmanın da devletin temel amaç ve görevleri arasında sayıldığını bildirdi.

Milletlerarası ilişkilerde adalet ve eşitlik ilkelerinin görmezden gelindiğinin de bir gerçek olduğunu belirten Yiğit, bütün milletlerin eşit temsiline dayalı bir milletlerarası sistemin geliştirilmesi gerektiğine dikkati çekti.

Yiğit, son yıllarda artan uluslararası anlaşma ve çatışmaların da adalete dayanmayan uluslararası sistem olduğunu, bunların ortadan kaldırılmasının yeni bir uluslararası sistemin kurulmasıyla mümkün olabileceğini kaydetti.


Yargı yetkisini kullanan mahkemelerin devlet adına değil, millet adına karar verdiğini dile getiren Yiğit, "Şüphesiz ki yargı mercilerinin nihai hedefi, adaleti sağlamaktır." ifadesini kullandı.

Küreselleşen dünyada maşeri vicdanın ulusal sınırları aştığını ve evrensel bir boyut kazandığını bildiren Yiğit, yargı kararlarında evrensel ve hukuki değerleri gözetmeyi kaçınılmaz kılan bu durumun uluslararası sözleşmelerin de bir gereği olduğunu söyledi.

Yargının bağımsız olduğuna, yargıçların, yargı dışı kişi kurum ve örgütlerden, yazılı, görsel ve sosyal medya mecralarından, davayla ilgili menfaatleri olabilecek taraflardan korunmaları gerektiğine dikkati çeken Yiğit, şöyle devam etti:

"Aynı şekilde yargıçlar eşit veya üst düzeydeki meslektaşlarının etkilemesine, telkin ve talimatlarına muhatap olmamalıdır. Üzülerek görüyoruz ki bazı uluslararası sivil ve siyasal teşkilatlar ile yabancı devletler de dış politikalarına konu ederek yargı bağımsızlığı konusunda algı oluşturma ve Türk yargısı üzerine gölge düşürme gayreti içinde olabiliyorlar. Bu kesimlerce yapılan yorumlar çoğunlukla iç işlerine müdahale olarak tezahür edip hukuki gerekçelere dayanmadığından kabul edilemez buluyoruz."

Geçen ay 25 sağlık çalışanı şiddet mağduru oldu Geçen ay 25 sağlık çalışanı şiddet mağduru oldu

Devletin zaafa düşürülmesinin hukuk düzeninin zaafa düşürülmesi anlamına geleceğini, terörün nihai amacının devleti zaafa düşürmek olduğunu vurgulayan Yiğit, son yıllarda bölücü örgütün etkisizleştirilmesinin milletin yüreğine su serptiğini anlattı.


Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensuplarının devlet organlarına sızarken insanların temel haklarını ayaklar altına aldığını belirten Yiğit, "Bu itibarla terörü ya da terör örgütlerini, bunların mensuplarını ve kullandıkları yöntem ve söylemleri meşrulaştırmak, sıradanlaştırmak, hoş görmek, görmezden gelmek, tutum birliği içinde olmak, yapılan mücadele yöntemlerini sulandırmak gibi tavırlar terörün dolaylı yoldan desteklenmesi niteliğindedir ve bu tavırları kabul etmek mümkün değildir." diye konuştu.

Danıştay Başkanı Yiğit, hukuk devleti anlayışının temelinin, insan olmak nedeniyle sahip bulunulan hakları güvence altına aldığını belirterek, devletin gücünü kullanan kamu çalışanlarının, bu görevi yürütürken, insan haklarını ihmal veya ihlal edecek iş ve işlemlerden kaçınması gerektiğine vurgu yaptı.


- "Devletimizin kendisine sığınanlara sağladığı imkanlar, insan hakları anlayışımızın göstergesidir"

Terörle mücadelenin, temel hak ve özgürlükler korunarak yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Yiğit, FETÖ'nün darbe teşebbüsü sonrasında olduğu gibi, olağanüstü koşulların ortaya çıkması halinde, temel hak ve özgürlüklerin amaca uygun olarak hukuki çerçevede sınırlandırılmasının da mümkün olduğunu kaydetti.

Artık iç hukukun ayrılmaz parçası olan uluslararası insan hakları normlarının da aynı bilinçle yorumlanması gerektiğini ifade eden Yiğit, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Kimi uluslararası kuruluşlar, kimi dernek ve vakıflar terör örgütü mensupları için insan hakları savunucusu kesilirken, terör faaliyetleri sonucu can veren, yaralanan siviller için sessiz kalmaları ayrımcılığın en bariz örneğidir. Batı'da hızla artan yabancı ve göçmen düşmanlığı da insan hakları alanındaki ayrımcılığı ve çifte standardı gözler önüne sermektedir. Devletimizin ve milletimizin, can güvenliklerinden endişe ederek kendisine sığınanlara, hiçbir ayrım gözetmeksizin yaptığı yardımlar ve sağladığı imkanlar, insan hakları anlayışımızın en bariz göstergesidir. Devletimize ve milletimize yönelik insan hakları alanında değerlendirme yapılırken bu hususların görmezden gelinmesi düşündürücüdür."


 
- Anayasa değişikliği çağrısı

Zeki Yiğit, Türkiye'de hukuki düzenlemeleri, milletin ihtiyaçları ve beklentileri gözetilerek, evrensel hukuk değerleri ve insan hakları ekseninde güncelleyen çabaların görmezden gelinemeyeceğini belirterek, ancak yapılan bütün çalışmaların, Anayasa ile belirlenen çerçeve içinde yapılabildiğini söyledi.

Mevcut anayasanın ise bir darbe sonrası yürürlüğe konulduğunu hatırlatan Başkan Yiğit, şu ifadeleri kullandı:

"Bugüne kadar birçok maddesi değiştirilmesine rağmen halen çağdaş hak ve özgürlüklerin ihyasını değil, bu çerçeveyi zapturapta alan bir anlayışı ve o dönemin ruhunu barındırmakta, bu sebeple uygulamada aksaklık ve tıkanıkların yaşanmasına sebep olmaktadır. Bu nedenle sık sık hukuk ve demokratik zemin dışında iktidar ve güç arayışında olan oluşumlara imkan ve cesaret veren zayıf yönleri bulunmaktadır. Oysa anayasa, bir milletin bugünü ve geleceği hakkındaki kararıdır. Yürüyeceği yolun haritasıdır. Toplumsal hayatın her alanı ve tüm toplumsal aktörler için meşru davranış kurallarıdır. Vatandaşlar için istikrarlı, öngörülebilir, insan haklarına dayalı bir sosyal ve hukuksal düzen, güvenlik, özgürlük ve huzur demektir. Temennim odur ki bu bakış açısının yansıtıldığı bir anayasa hazırlamak mümkün olur."

- Yiğit'ten Danıştay üyelerinin görev süresinin yeniden belirlenmesi talebi

Danıştayın iş yüküne ilişkin bilgiler veren Yiğit, uyuşmazlıkların yargıya intikal etmeden çözülmesinin önemli olduğunu, uyuşmazlıkların idari sulh usulü ile çözülmesinin ve pilot dava usulünün, idari yargının iş yükünü hafifleteceğini anlattı.

Yiğit, Danıştay üyelerinin görev süresinin kanunla 12 yıl ile sınırlandırıldığını anımsatarak, ilgili kanun hükmünün yürürlükten kaldırılmasının Danıştay içtihat birliğinin sağlanması ve meslek mensuplarının deneyimlerinden faydalanmaya devam edilmesi açısından önemli olduğunu belirtti. Zeki Yiğit, Danıştay tetkik hakimlerinin atanması konusunda da Danıştay başkanlığının görüşünün alınmasını da istedi.