Ülke ne zaman dara düşse kahraman Türk çocukları kanları ile kurtarır ve ne zaman düze çıksa -sözde- “din adamıyım” diye geçinen ne idüğü belürsüz sakallı soykalar ülkenin kaymağını yer. Sadece onlar da değil, bedel ödemeye hiçbir zaman yanaşmamış, yanaşmayan ve yanaşmayacak olan etnik özürlü soysuzlar da cabası… Üstüne üstlük bir de “etrak-ı bî idrak (akılsız Türkler)” derler ekmeğini yedikleri bu millete.. Üstelik bu çelişki (paradoks), bu yüzsüzlük, bu azınlık faşizmi de yeni olmayıp yüzyıllar öncesine kadar giden bir stratejik derinliğe -affedersiniz- körlüğe sahiptir.
Türkiye azınlık faşizmini Balkanlardan Yemen’e kadar olan topraklarda çok acı ve kanlı bir şekilde yaşadı. Azınlık faşizminin en çarpıcı, en gülünç (trajikomik), en ibretlik örneği ise Ermenilerin yaptıklarıdır kuşkusuz. Her türlü hakka ve özgürlüğe sahipken, ülkenin bütün zenginlikleri hatta devlet kurumları bile ellerindeyken, Ermeniler -rahat batmış olacak ki- neredeyse topyekûn ayaklanıp devlete ihanet ettiler. Doğu Anadolu’da, Kafkaslarda, İtil boylarında, Fergana’da, Sibirya’da işledikleri insanlık suçları, yaptıkları Türk soykırımı da cabası.. Başta ülkemizdeki Türkümsüler olmak üzere yeryüzündeki akıl ve vicdan sahibi herkes bir gerçeği görmelidir. Türkiye’de bir Ermeni soykırımı olmamıştır. Ermeniler, Türkleri sırtından vurmuştur. Türkler de dönüp, Ermenileri alnının ortasından vurmuştur. Olay, meşru müdafaadır.
Türkiye hayli tuhaf bir ülke oldu. Öyle ki Anadolu Yarımadası Asya ile Avrupa ve hatta Afrika arasında -sözde- sığınmacılar için bir geçiş yolu, bir yolgeçen hanı ve hatta deyim yerinde (tabir-i caiz) ise Deli Dumrul köprüsüne döndü. Ve bu durum ülkemiz/ulusumuz için türlü sorunları da beraberinde getirmeye başladı. En başta da geleceğe dönük varlık (beka) sorununu… Tam da bu noktada ikinci bir tuhaflık daha ortalığa saçıldı. Türk; dilini, kültürünü, devletini, ülkesini düşününce hele de bu değerleri korumaya kalkınca “ırkçılık” ile suçlanır oldu. Dünyanın en barışçıl milliyetçiliklerinden olan Türkçülüğü “Faşizm” olarak damgalamaya, yaftalamaya kalkıştılar. Haliyle okkalı bir yanıtı da hak etmiş oldular. “Kınayanların kınamasından korkmayan” bir millet olmamızın bilinci (şuur) ve övüncü ile Maide (Sofra) suresine sırtımızı dayadıktan kelli (sonra) pîrimiz Hüseyin Nihal Atsız ile taşı gediğine koyalım: “Milliyetçilik milleti olmayanlar için faşizmdir.”
Aziz Dolu Atabey
Sarıobalı-01.02.2022
DT: 05.05.2022