banner1871
 
Kısa adı CAMAH olan Cənubî Azərbaycan Millî Azadlıq Hərəkatı (Cenubî Azerbaycan Millî Azatlık Hareketi) bir başka deyişle Güney Azerbaycan Millî Özgürlük Hareketi 1991 yılında kurulmuştur. CAMAH’ın öncülerinden Piruz Dilenci, 1999 yılına kadar bu hareketin başkanlığını yapmıştır. 1999 yılında Tebriz’de yapılan kurultayda Piruz Dilenci, CAMAH 1. Başkan Yardımcılığı görevi ile birlikte CAMAH’ın, Bakü temsilciliğini de üstlenerek; çalışmalarını, bağımsızlığına kavuşmuş olan Kuzey Azerbaycan’da yoğunlaştırmıştır. Peki, Güney Azerbaycan Kuva-yı Millîye’sinin önderi konumundaki Piruz Dilenci kimdir?
 
Piruz Dilenci, 16 Mayıs 1965‘de İran‘ın başkenti Tahran‘da doğmuştur. İlkokulu Hatif’te, ortaokulu İsfendiyar’da okuduktan sonra 1983-1988 yılları arasında Tahran Teknoloji Enstitüsü İnşaat Fakültesi’nde yükseköğrenimini tamamlamıştır. İlk eserini daha 14 yaşında iken kaleme alan Piruz Dilenci’nin bu eseri Tahran’da, Farsça olarak basılmıştır. 17 yaşında iken, İran genelinde yapılan bir edebiyat yarışmasında 1. olmuştur. Bu yıllarda Türkiye ile temasa geçerek, "Varlık" dergisi ile işbirliği yapmıştır. Tahran’da bulunduğu süre zarfında 7 kitap yazmış, bu eserler Farsça ve Türkçe olarak yayımlanmıştır. İran’ın Keyhan ve Ettelaat gibi dünya çapındaki basın-yayın organlarında onlarca bilimsel, edebî, toplumsal ve siyasî makalesi yayımlanan Piruz Dilenci aynı zamanda Türk Dünyası’nın en büyük şairlerinden olan Muhammed Hüseyin Şehriyar'ın da öğrencilerindendir.
 
Tahran demişken… Safevîler ve Avşarlar döneminde başkent konumunda bulunan Tebriz’in, Osmanlı mülküne (ülke) yakın olması hatta Safevîler döneminde Osmanlı süvarilerinin Tebriz’i taciz eder hale gelmesi yüzünden Kaçar Türkmenleri başkenti Tebriz’den alarak, Tahran’a taşımışlardır. Dahası Tahran’ın çevresine de Şahseven Türkmenleri diye anılan birçoğu Anadolu’dan gitme oymak (aşiret) ve obaların yerleştirildiği de vakıadır. Hatta daha geçen yüzyıla kadar Fırat’ın batısına Türkiye, doğusuna ise Türcomania dendiği tarihi kayıtlarla da sabittir. Anadolu ve Azerbaycan Türkleri arasında geçen mücadele ne yazık ki çoğu kaynakta yalan-yanlış tezlerle din merkezli olarak açıklansa da biz, bu meselenin sadece dinî etkenlere bağlanmasını tarih bilimi açısından oldukça sığ buluyoruz. Mesele, Türk tarihinin kanayan yarası olan boyculuk (kabile), oymakçılık (aşiret) takıntısından ileri gelmektedir. Millet/ulus olma bilincine erişememenin, hanedanlık geleneğini sürdürmenin bir sonucu (tezahür) olarak ayrılıklara düşülmüştür ne yazık ki. Hacı Bektaşi Veli Hazretlerinin “Bir olalım, iri olalım, diri olalım!.” düsturuna uyulmamıştır. Uyulmayınca da olanlar olmuş; su uyumuş, ama düşman uyumamıştır. Uyumayınca da bir büyük cihan devleti olması gereken Batı Türk Kağanlığı (devlet) bugün Türkiye, Azerbaycan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti diye üç parçaya ayrılmış; geri kalan Güney Azerbaycan, Türkmeneli, Batı Trakya gibi yöreler, bölgeler de esaret altında yaşamak zorunda kalmıştır. 
 
Yapay (suni) bir adlandırma sonucu İran olarak anılan ülkede baskı ve işkencelerin artması hatta defalarca tutuklanması nedeniyle doğduğu toprakları terk etmek zorunda kalan Piruz Dilenci, Bakü’ye yerleşmek istemiş ama Azerbaycan KGB’sinin olumsuz raporu yüzünden dönemin Sovyet yöneticileri tarafından bu isteği geri çevrilmiştir. Kuzey Azerbaycan’ın Anar, Neriman Hasanzade, Mehmet Aras ve Nebi Xazrî (Khazrî/Hazrî) gibi saygın bilimcilerinin, edebiyatçılarının devreye girerek, güvence vermeleri (kefil olmaları) üzerine 1991 yılında “vatansız kişi/haymatlos” olarak, Kuzey Azerbaycan’da oturum izni almıştır.
 
Bakü’ye yerleşen Piruz Dilenci burada boş durmamış, çalışmalarını aralıksız sürdürmüştür. Kuzey Azerbaycan’ın önde gelen yayın organlarından “Edebiyat Ve Sanat” gazetesiyle işbirliği yaparak, bir süre “Edebî Tebriz” sayfasını hazırlamıştır. Bir yıl sonra Azerbaycan Yazarlar Birliği üyeliğine seçilmiştir. Bakü’de bulunduğu 4 yıl içerisinde Azerbaycan Devlet Televizyon ve Radyo Verilişleri Şirketi “Araz-Güney Edebiyatı Seti” ve “Şehriyar-Güney Edebiyatı Ağı’’ adlı yapımlarda (program) yapımcı (organizatör) ve sunucusu olarak görev almıştır. Bakü’de bulunduğu süre zarfında kendisine ait şiirleri ve dilbilimiyle (filoloji) ilgili diğer eserleri de yayımlanmıştır. Yine bu dönemde Nebi Xazrî’nin (Hazrî) seçilmiş eserleri Piruz Dilenci tarafından Farsçaya çevrilerek, Tahran’da yayımlanmıştır. Piruz Dilenci’nin bazı şiirlerinin Azerbaycan, İran ve Türkiye’deki kimi müzisyenlerce bestelendiğini de hatırlatalım.
 
Bakü’de bulunduğu ilk yıllarda Cenubî Azerbaycan Millî Azatlık Hareketi başkanlığını sürdürmeye devam eden Piruz Dilenci, yine bu yıllarda ilk kez Güney (Doğu) Azerbaycan’ın bağımsızlığı, İran’dan ayrılması ve Kuzey (Batı) Azerbaycan’la birleşmesi fikrini ortaya atmıştır. Güney (Doğu) Azerbaycan’ın bağımsızlığı ve Kuzey (Batı) Azerbaycan’la birleşmesi fikri Ebulfez Elçibey ve sonrasında Haydar Aliyev tarafından da kabul görmüştür. “Qarabağ’ın azatlığına gədən yol Təbriz’dən keçir!” sözleriyle hafızalara kazınan Ebulfez Elçibey, Güney Azerbaycan’ın bağımsızlığı fikrini açıkça desteklemiş; Haydar Aliyev ise bir konuşmasında "Ben, İran derken Güney Azerbaycan'ı kastediyorum." demek suretiyle bu görüşe yakın durduğunu belli etmiştir. Günümüzde, Güney Azerbaycan’ın bağımsızlığı için onlarca kurum ve kuruluş mücadele vermektedir. Dahası Birleşmiş Milletler, 2004 yılında aldığı bir kararla bu fikri, bir milletin (ulus) bağımsızlık talebi (self-determination/kendi kaderini tayin hakkı) olarak tanımlamıştır.
 
1999 yılında, dönemin cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in özel izni ile Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşlığına geçen Piruz Dilenci, Kuzey Azerbaycan’da faal (active) olarak siyasetin içinde olmuş; 2000 yılında, Kuzey Azerbaycan seçimlerine katılma kararı almış, bu kararı Azerbaycan Cumhuriyeti yetkililerince de uygun görülmüştür. Ama seçimlere az bir süre kala, halkın teveccühüne mazhar olan Piruz Dilenci’nin adaylığı iptal edilmiştir. İran olarak adlandırılan molla yönetimince ağır baskılara maruz kalan, defalarca tutuklanan, türlü işkencelere tâbi tutulan Piruz Dilenci ne yazık ki Kuzey Azerbaycan’da da zaman zaman benzer sıkıntılarla karşılaşmıştır. 2002 yılının son günlerinde, Bakü’de gözaltına alınarak bir süre tutuklu kalmıştır. Bu tutuklanmanın hukukî bir gerekçesi olmayıp; Azerbaycan yetkililerinin iç siyaset hesapları ile yahut da İran vb. dış ülkelerin baskıları sonucu olmuş olabilir. Tutukluluk süresince fiziksel ve ruhsal baskılara maruz kalan Piruz Dilenci hapisten çıktıktan sonra bir süre daha ev hapsinde kaldıktan sonra 2003 yılının başlarında özgürlüğüne kavuşmuştur.
 
Azerbaycan’da karşılaştığı sıkıntılar, zorluklar karşısında “Türkiye de benim vatanım.” diyerek, İstanbul’a göçmüştür. Bir ay sonra İstanbul Emniyet Müdürlüğü aracılığı ile “Burası sizin yaşamanız için tehlikeli olabilir.” denilerek, Piruz Dilenci ve ailesinin Ankara’ya taşınmaları sağlanmıştır. Ankara’da, üç ay kadar kalan aile, bu kez Yozgat’a nakledilmiştir. Bunun üzerine, özellikle milliyetçi çevrelerle irtibata geçen Piruz Dilenci bu durumu Ankara nezdinde ilgili mercilere iletmiştir. Yozgat’ta, üstelik de zorlu kış şartları altında dört ay süreyle ailesi ile birlikte kalan Piruz Dilenci’ye bir kötü haber de burada ulaşmış ve üç gün (72 saat) içerisinde Türkiye’yi terk etmesi istenmiştir. Birleşmiş Milletler Ankara Ofisi aracılığı ile sınır dışı kararından haberdar olan bazı ülkeler devreye girerek, Dilenci ve ailesini kabul edebileceklerini ilân etmişlerdir. Bu ülkelerden biri de Kanada olmuştur. Ve Piruz Dilenci ailesi ile birlikte Kanada’ya iltica etmek zorunda kalmıştır. 
 
Özellikle Güney Azerbaycan’ın bağımsızlığına, özgürlüğüne (azatlık) dönük siyasî eylemleri nedeniyle önce doğduğu, daha sonra da yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kalan Piruz Dilenci, ülkesinin hak ve hukukunu savunmayı mülteci olarak bulunduğu Kanada’da da sürdürmüştür. Kanada hükümeti tarafından, şiddete başvurmadan gösterdiği barışçı, edebî ve siyasî eylemler (faaliyet) nedeniyle, Mayıs 2008’de -üstelik de kendi doğum gününde- Piruz Dilenci ve aile bireylerine Kanada vatandaşlığı verilmiştir. Piruz Dilenci ve ailesi -şimdilerde- Kanada‘nın Vancouver kentinde yaşamaktadır. Aynura Kerimova Hanımefendi ile evli olan Piruz Dilenci, iki çocuk babasıdır. Piruz Dilenci anadili Türkçenin yanı sıra çok iyi derecede Farsça ile İngilizce de bilmektedir.
 
Peki, Piruz Dilenci’nin Türkiye’ye yerleşmesine niçin engel olunmuştur? Özbekistan yönetimine daha doğrusu İslâm Kerimov’a muhalif isimlerin Türkiye’ye kabul edilmesinin ne gibi sıkıntılara yol açtığını biliyorsunuz. İslâm Kerimov’un şahsından da kaynaklanan sürtüşmeler yüzünden Türkiye ile Özbekistan arasında yıllarca doğru dürüst bir ilişki kurulamamıştır. Bu süreçte, Özbekistan’da meydana gelen askerî darbe girişimine Türkiye’den bazı isimlerin de karışmış olduğu/olabileceği ile ilgili söylentiler de iki ülke arasındaki soğukluğun bir başka gerekçesi olmuştur ne yazık ki. Haliyle bir millet-iki devlet olan Türkiye ve Azerbaycan arasındaki ilişkilerinin esenliği; İran’la yaşanabilecek sıkıntılar vb. gerekçelerle Piruz Dilenci’nin Türkiye’den gitmesi istenmiş olabilir. Öyle bile olsa, yıllarca PKK’ya her türlü desteği veren; Karabağ Savaşında, Ermenistan’a yardım eden bir İran’a karşı, Güney Azerbaycan’ın özgürlük ateşini harlayan Piruz Dilenci’ye sahip çıkılması gerekmez miydi?
 
Piruz Dilenci ve arkadaşları öncülüğünde kurulan Cənubî Azərbaycan Millî Azadlıq Hərəkatının (CAMAH) yani Güney Azerbaycan Millî Özgürlük Hareketinin kuruluş felsefesine gelince; 1991 yılında temelleri atılan hareketin, 16 Mayıs 1994 tarihindeki 2. kurultayda kuruluş emeli (gaye), felsefesi, ülküsü (idea, mefkûre) ortaya konmuştur. Hatta örgütün, kuruluş hüviyetini -gerçek anlamda- bu kurultayla kazandığı da söylenebilir. Kurultayda alınan kararların giriş bölümünde, kısaca, - yapay (suni) bir adlandırma yüzünden- günümüzde İran olarak tanımlanan ülkenin batısında 30 milyonu aşkın Güney Azerbaycan Türk’ünün yaşadığı; Fars yönetiminin bu insanlara karşı ırkçılık yaptığı; Türklerin dilini, edebiyatını, medeniyetini, sanatını yaşatmasına, geliştirmesine engel olduğu ve böylelikle Türkleri, Fars kültürü içinde eritme amacı güttüğü; bu art niyete karşı koyan Türklere karşı devlet terörü uygulandığı, çok sayıda Türk’ün yurdunu terk etmek zorunda kaldığı ifadeleri yer almıştır. 
 
800’lü yıllardan, 1925’e kadar kimi zaman Selçukluların kimi zaman Akkoyunluların hâkimiyetinde kalan; son olarak da sırasıyla Safevîlerin, Avşarların ve Kaçarların hüküm sürdüğü Güney Azerbaycan, Horasan (Khorasan/Xorasan), Kaşkay (Qashqai), Kirman (Gur-an?/Gur-man-ç?) gibi bölgelerin İngiliz-Rus ittifakı ve işbirlikçi Farisîlerin “aryan/arian ırk” takıntısıyla nasıl birden bire İran oluverdiği de tarih kitaplarında yazmaktadır. Ve Piruz Dilenci “Biz Tehran rejiminin müxalifi deyilik. Əslində İran adlı uydurma bir varlığın müxalifiyik.” derken, bu hukuksuzluğa itiraz etmektedir haklı olarak. Çünkü İran olarak adlandırılan söz konusu bu ülkede, sayıca en fazla nüfusu Güney Azerbaycan’ıyla, Horasan’ıyla (Xorasan), Kirman bölgesiyle ve Japon otomotiv devi Nissan’a da esin kaynağı olan Kaşkay’ıyla (Qashqai) en fazla nüfusu Türkler oluşturmaktadır. Bunu bilen molla yönetimi (regime/rejim) ise tamamen yapay (suni) olan mezhepçilik bağnazlığı (taassup) ile hareket eder gibi görünüp; el altından Fars ırkçılığı (şovenizm) ile Türkleri eritmeyi (asimilasyon) devlet politikası olarak benimsemiş bulunmaktadır.
 
Aryan/Arian ırk meselesi nedir? Amerika’dan, Avrupa’ya; Ermenistan, İran (Farisî) ve Hindistan’ı da kapsayacak şekilde uzanan kuşak Hint-Avrupa dil ailesine mensuptur. Bu dil terkibine (group) dâhil olan halklar, Batılı bilimcilerce aryan (arian) ırk olarak adlandırılmıştır. Karabağ Savaşında İran’ın (Farisî), Ermenistan’a yardım etmesinin altında yatan sebeplerden biri de bu ırkî yakınlıktır. Bu dil terkibine mensup ulusların karşısında ise doğal rakip olarak Altay dil ailesi yer alır. Peki, Altay dil ailesine mensup uluslar hangileridir? Japonya’dan, Kore’den başlayarak; Saha (Sakha/Saka), Doğu Türkistan, Batı Türkistan, Sibirya, Kırım, Kafkasya, Azerbaycan, Türkiye, Balkanlar, Macaristan, Finlandiya diye giden kuşak Altay dilini yani Türk/Turanî dili konuşurlar. Son yıllarda dilbilimi (filoloji), kazıbilimi (arkeoloji) vd. disiplinlerce yapılan araştırmalar, elde edilen bulgular Amerikan yerlilerinin (Kızılderililer) de Altay dil terkibine mensup olduğunu göstermiştir. Tarihin derinliklerine doğru ise Sümerlerin, Truvalıların, Etrüsklerin, Lidyalıların, Sakaların (İskit) da Altay dili konuştuklarına ilişkin tarih ve dilbilimi tezleri gündemdedir. Özellikle Sakaların (İskit) Türk olduğu yahut Türklerin, Sakaların (İskit) torunları olduğu tezi kanıtlanmıştır.
 
Sakalar (İskitler) demişken… Sakaların ünlü başbuğu Alp Er Tunga’dan bahsetmeden geçmek olmaz. Ordusu ile Kafkasya’yı, İran’ı, Doğu Anadolu’yu bir baştan bir başa geçerek İskenderun Körfezine kadar ilerleyen; kol orduları Gazze kıyılarına kadar erişen dahası öncü kuvvetlerin, batı yönünde Denizli, İzmir taraflarına kadar ulaştığı kaydedilen Alp Er Tunga, Perslerin yenik hükümdarı Keyhüsrev’in barış istemesi üzerine Urmiye Gölü kıyılarına gelir. Burada Perslerin düzenlediği barış yemeğinde, zehirlenerek öldürülür. Bu olayın M.Ö. 624 yılında gerçekleştiği düşünülmektedir. Perslerin torunları olan Farisîler ise bugün Urmiye Gölünü kurutup, yöredeki yoğun Türk nüfusunu başka yerlere göç etmeye zorlamak için her türlü hainliği yapmaktadır. Ve Yüce Tanrı’dan, bizim en büyük dileğimize gelince; Urmiye Gölünün kenarında bir zafer şöleni düzenlemektir.
 
Haddizatında Piruz Dilenci, taşıdığı soyadın hakkını veren bir Türk aydınıdır. O, Türk milletinin dilencisi yani duacısıdır. Onun dileği, yakarışı önce Bütöv (bütün/birleşik) Azerbaycan sonra Türk/Turan Birliği içindir. Kuzeyi ve güneyi ile Azerbaycan bir köprüdür. Türkiye ile Türkistan’ı birbirine bağlayan altın köprü… Haliyle bu köprü Türklerin elinde olmalıdır. Türk Birliğinin bir başka deyişle Turan’ın bir gün hakikat olacağına inancı olan herkesin bu gerçeği idrak etmesi gerekmektedir. Ha deniyorsa ki “Türk Birliği mümkün değildir”; o zaman da Azerbaycan’ın sevincini, kendi sevinci; kederini, kendi kederi bilen Atatürk’e kulak verilmelidir. Çünkü “Türk Birliğinin, bir gün hakikât olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyâları içinde kapayacağım. Türk Birliğine inanıyorum, onu görüyorum.” diyen adamdır Gâzi Mustafa Kemal Atatürk. Bir gün tüm Türk Devletlerinin Çin Seddinde buluşacağının muştusunu (müjde) veren adamdır. Adam gibi adamdır.
 
Öyle ya, adam olmak bir şahsiyet meselesidir!.
 
Aziz Dolu Atabey

http://www.facebook.com/groups/azizdolu/
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner1815

banner1814