banner1868
TBMM’nin saygın simalarından olan CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’a yapılan çirkin saldırı, başkanlıkla ilgili olası bir halk oylamasında (referandum), -son yıllarda oldukça yakınlaşan- CHP ve MHP tabanlarının arasını açmaya dönük ucuz algı harekâtlarından (operation) biri de olabilir. Malûm, neredeyse 40 yıldır bu tür kahpe oyunlara sahne oluyor güzel ülkemiz. Haliyle milliyetçilik/vatanseverlik ortak paydasında buluşan Devrimciler ve Ülkücüler bu kez oyuna gelmemeli.. Atı alan, Üsküdar’a geçmemeli..
 
Başkanlık düzenine (sisteam) usûl yönünden karşı değiliz. Bununla birlikte şekil yönünden şüphelerimiz var. Oturmuş kurumlara sahip parlamenter düzeni hallaç pamuğu gibi atan; ülkeyi, fırka (party) devletine dönüştüren AKP iktidarının, başkanlığın ağırlığını taşıyabileceğine dahası yönetsel (idarî) açıdan gerekli olgunluğu, yeteneği (liyakat), anlayışı (feraset) gösterebileceğine inanmıyoruz. Ülkenin bir zorba yönetimine (dikta regime/rejim) evrilmeyeceğinin güvencesini (garanti) kim verecek? Güvenceyi verecek olan yüksek yargı bir kişinin iki dudağı arasında iken; Sayıştay raporları uzun süre meclis denetiminden kaçırılabiliyorken; bazı bakanlıklar, -denetim dışı olarak- milyon dolarlık örtülü ödenekler edinebiliyorken… diye giden usûlsüzlükler ortada iken, denetim aygıtlarının (mekanizma) güvenilirliği -ister istemez- tartışmaya açılacaktır.
 
Parlamenter düzenin artıları da vardır eksileri de. Bu kısır döngü, her beşerî düzen için geçerlidir doğal olarak. Parlamenter düzenin, bizim ülkemiz söz konusu olduğunda en büyük artısı, insanı putlaştırma geleneği ağır basan doğu toplumlarına yakın bir bölgede olmamız nedeniyle ister istemez etkilendiğimiz “tek adamlık” hastalığına, takıntısına karşı panzehir görevi görmesidir. Bir kurtarıcı beklemektense, milletçe kurtulma esasına dayalı bir yönetsel düzendir söz konusu olan. Yönetmekten, yönetilmekten ziyade; yönetişim temellidir. 
 
Parlamenter düzenin eksisine gelince siyasî fırkaların (party) kurumsallaşamaması, haliyle uzun soluklu olamaması dahası Türk demokrasi tarihinin bir fırkalar mezarlığına ve/veya çöplüğüne dönüşmesi gibi nedenler, en önemlisi de devlet erkinin cumhurbaşkanı, başbakan, genelkurmay başkanı ve hatta yüksek yargı, sermaye, medya gibi güç odakları arasında üleşilmesi, üleştirilmesi gibi istem dışı gelişmeler, eğilimler (temayül) Türk demokrasisi için en büyük engel (handikap) olarak kabul edilebilir. Erken seçim belirsizlikleri ve salt çoğunluğun bulunamaması gibi durumlar ise iki turlu/aşamalı seçim düzenlemesi ile kolayca sorun olmaktan çıkarılabilecek olumsuzluklardandır.
 
Başkanlık düzeninin olumlu yanı, öncelikle yönetimde zaman ve kaynak kazanımının (tasarruf) üst seviyelere çıkmasını sağlamasıdır. Siyasî çekişmeler, sürtüşmeler belli bir estetiğe bürünür. Erken seçim belirsizlikleri ortadan kalkar. Salt çoğunluğa dayalı güçlü iktidarların yolunu açar. Açılıp-kapanan onlarca, yüzlerce fırkanın yol açtığı hazine kayıpları (zayiat) en aza iner vb.
 
Başkanlık düzeninin olumsuzluklarına gelince… Tek adam zorbalığına (dikta) çok çabuk evirilebilecek biz düzen söz konusudur. Özellikle Amerikan kapitalizminin ama gerçekte emperyalizminin kötü bir kopyası olmak gibi tehlikeleri de dikkate almak gerekmektedir. Şöyle ki Amerika’daki düzende; en tepede, sermayeyi elinde bulunduran bir hâkim sınıf bulunmaktadır. Onun altında Cumhuriyetçiler ve Demokratlar diye -sözde- iki siyasî yapı yer almakta ama gerçekte bu iki yapı da en tepedeki üst akıl tarafından yönetilmektedir. Amerika’yı ne Amerikan halkı ne de başkan yönetmekte olup, onlar yönettiğini sanmaktadır sadece. Sermaye sınıfı, siyasette söz sahibi olan iki yapının; Cumhuriyetçilerin ve Demokratların fırka başkanları aracılığı ile kimi zaman sinema alanından (sektör) kimi zaman iş dünyasından, kimi zaman hippilerden kimi zaman da jeo-stratejik çıkarların ağır basması gibi nedenlerle Afrika’dan “our boys” devşirip; çalışmaktan ve yemekten başka bir şey düşünemeyen birer organik robota dönüşmüş olan Amerikan halkına “inci-minci” çektirmektedir. Bu tuhaf (garabet) uygulamanın adı da demokrasi olmaktadır. Ve bizim Ankara’daki ağalar da, daha doğrusu kâhyalar
da bu düzene özenmektedir. Zira ağalar, İstanbul’da boğaza nazır yalılarda oturmakta olup; Ankara’dakiler, bu ağaların işlerini takip eden kâhyalar konumunda (statu) bulunmaktadır. Kazan-kazan formülü işletilmektedir anlayacağınız.
 
Afrika kökenli Amerikan başkanı demişken… İlk adı Hüseyin’dir. Seçtirildiğinde, bizim ülkenin avanakları -doğunun en ıssız (ücra, tenha) yerlerine varıncaya kadar- düğün bayram etmişlerdir. “Hüseyin” sözcüğü Arapça ya… Araplar da tümden Müslüman hatta necip millettir avanak havsalasında. Oysaki Mısır’da bilmem kaç milyon Hristiyan Arap vardır. Hatta bir zamanlar Birleşmiş Milletlere başkan yapılan zat-ı Arabî de Mısır’ın Kıptilerinden yani Hristiyan Araplarındandır. Lübnan’daki, ömürleri, Haçlılarla ittifak kurmakla geçmiş bu yüzden de adları Müslümanlarca hakaret olarak algılanır hale gelmiş olan Dürzîleri de unutmamak gerekir. Yezidîliğin bir başka şekli-şemaili yani biçimi-durumudur söz konusu olan.
 
Sahi, Obama’nın bir diğer adı da Barack’tı değil mi? Peki ne anlama gelir? İbranicede, “mübarek” anlamına gelir. Ehud Barak vs. Yahudilerin adlarında sıkça görülen bir sözcüktür. Aslında (haddizatında) Arap oğulları ve İsrail oğulları baba bir, anadan ayrı kardeştirler. Dilleri de birbirine oldukça yakındır. Birinin “mübarek” dediğine, öbürü “barak” der. Bizim avanakların Obama’sı, ikinci kardeşin dilindeki sözcüğü kullanmaktadır ad olarak. Ve bu Obama, Amerikalıların deyimiyle “topal ördek”, bizim Türklerin deyişiyle “giderayak” olarak nitelendirilen günlerde İsrail’e yaptığı milyarlarca dolarlık askerî yardımla gündeme gelmiştir. Kısacası Amerikan emperyalizmi, jeo-stratejik/politik/psikolojik/sosyolojik ama en önemlisi jeo-ekonomik çıkarları için her şeyi yapar. Hüseyin’le, Müslümanların özellikle de Arapların gazını alır. Barack’la, Siyonizm’e selâm çakar. Obama’yla, el değmemiş (bakir) kaynaklara sahip Afrika’ya göz kırpar. Dahası ülke içindeki milyonlarca Afrika kökenli yurttaşın ayaklanmasının önüne geçer. Amerikan rüyası yalanını sürdürür falan filan. Kısacası bir taşla, bilmem kaç tane kuş vurur. Peki, jeo nedir? Yer. Hani, Arapların dünya dedikleri şey. Meğer dünyada neler olup-bitiyormuş değil mi avanaklar?
 
Aslına bakarsanız, ülkemizdeki başkanlık tartışmalarının ne yeri ne de zamanıdır? Hele de, ülke ve milletçe zor günlerden geçtiğimiz şu günlerde… Burada siyasî ve iktisadî (economic) açıdan tıkanan AKP’nin her zaman yaptığı gündem saptırma çabası, telaşı (panik) söz konusudur. Her sıkıştığında bir bahane bulan, her daraldığında bir yapay (suni) düşman icat eden böylece hem saflarını sıklaştırmış olan hem de başarısızlığının faturasını -çoğu zaman- hayalî odaklara yükleyen AKP cephesi (block) yeni bir şark kurnazlığı sergilemektedir. Osmanlı’nın son dönemlerinde, meşrutiyetin gelmesi halinde ülkenin cennet bahçesine döneceğini sanan aptallarla; başkanlığın gelmesi halinde yeni bir Osmanlı olunacağını sanan avanaklar arasında pek de bir farkın olmadığı ortadadır. Ne diyelim? Yüce Tanrı ülkemizi ve milletimizi korusun!.
 
 
Aziz Dolu Atabey

http://azizdolu.blogcu.com/

 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner1815

banner1814